Portre nedir, Portre çizimi nasıldır, Portre resim tarihi, özellikleri, yapılışı hakkında bilgi.
Bir kişinin görünüş özelliklerini veren resim, heykel ya da gravür, İtalyan Rönesans’ından bu yana sanatçıların başlıca işlerinden biri olmuştur. Kökleri çok daha eskilere kadar uzanır. Eskiçağ sanatında, portrelerin hemen hepsi, ferdî bir tip olarak ele alınıp işlenmiştir. Mezopotamya ve Mısır sanatında kral olan kişinin adı verilmiş olmakla birlikte yine de bu portreler tip portreleridir. Bu bakımdan Helenizm dönemindeki bazı sanat eserleri ile Mısır mumyalarının bir kısmını, Batı dünyasındaki en eski portreler sınıfına sokmak mümkündür. Roma sanatının bu alana hizmeti, biçimde mükemmelliğe ulaşmak ve tiplerden kişilere yönelmek olmuştur. Portre büstler bu toplumda çok yayılmıştır. Cicero nun, Julius Caesar’ın ve Agustus’un günümüze ulaşan büstlerinde bu kişiler sadece bir yönetici tipi olarak değil, fert olarak işlenmişlerdir.
Ortaçağ’daki portre resimleri, benzerlik yönünden heykel kadar gerçeğe yaklaşamamıştır. XIV. ve XV. yüzyılların büyük bölümünde, portre sanatı büyük gelişmeler göstermiştir. Federigoda Montefeltro’nun sert çizgileri, Gaga burnu, Piero della Francesca’nın ve Pedro Berruguete’nin fresk ve tablolarında ve madalyalarda bol bol kullanılmıştır. Rönesans’ın başlangıç dönemlerinde, portre sanatında güdülen amaç, mutlak benzerliği sağlamak olmuştur. Ama Rönesans’ın zirve noktasına ulaştığı devirde, sathi görüntüyü aşarak karakteri işlemek eğilimi baş göstermiş ve özellikle Leonardo da Vinci ve Raffaello bu tutumu sürdürmüşlerdir.
Kuzey ülkelerinde dini ya da tarihi muhtevası olmayan portre yapan ilk ressamlar arasında Albrecht Dürer gelir. Dürer gibi yakın gözleme dayanan katı ve çözümcü geleneği sürdüren portre sanatçılarının en başarılılarından biri de, genç Hans Holbein’dir. Desiderius Erasmus1 un portreleri Holbein’in en güzel tablolarından sayılır.
Bu alanda verilebilecek çok sayıda örnekler arasında önemlisi, Pablo Picasso’nun kübist üslupta yaptığı Ambroise Vollard1 ın portreleridir. Oskar Kokoschka’nın portreleri de, gerek sanatçının en iyi resimleri arasında olmaları ve gerekse XX. yüzyıl portre sanatına örnek teşkil etmeleri yönünden önemlidir.
Efsaneye göre, Niobe Lidya kralı Tantalos’un kızıdır. Babası gibi aşırı gururlu ve kibirli bir karakteri olan prenses, altı kız altı erkek olmak üzere on iki çocuk sahibi olmakla övünürmüş (yapması çok kolay gibi prenseslik çağında o kadra çocuğu nasıl yaptıysa). Tabii ki her anne çocukları ile övünür ancak Niobe çevresindeki diğer anneleri de kendinden aşağı görürmüş, onların çocuklarını kendi çocuklarından daha az sayıda ve çirkin diye küçümsermiş. Bu aşağılamadan Artemis ve Apollon’un annesi Leto da nasibini almış. Prenses Niobe « Benim on iki tane birbirinden akıllı ve birbirinden güzel çocuğum var. Benim ve soyumun geleceği garanti altında, birine bir şey olsa diğerleri varlığımızı sürdürür » diye düşünüyormuş. « Leto da kimmiş, onun sadece iki çocuğu var, onun dişiliği bu kadar diyormuş. Leto bu sözlere çok üzülünce, durumu çocuklarına söylemiş. Apollon ve Artemis de bu durum karşısında Niobe’nin tüm çocuklarını oklarıyla öldürmüşler.