
Piramitler
Mısır’da piramitler; Nil nehri yakınlarında ki Giza bölgesinde bulunmaktadır. Kahire’deki modern hayatın bitip çölün başladığı taraftır. Mısır’da küçük-büyük bir çok piramit bulunmaktadır. Ancak en çok dikkat çeken Gize bölgesinde bulunan piramitlerdir. Burada bulunan bütün piramitler, firavunlar tarafından yaptırılmıştır. Piramitlere, yaptıran firavunların adı verilmiş ve piramitlerin içinde firavunların mezarları bulunmaktadır. Mısır, dünyanın yedi harikası piramitleri ile, her zaman gizemli, sırlarla doludur. Keops, Kefren ve Mikerinos ve piramitlerin koruyucusu Sfenks… Keops: Dış görünüşü ile dünyanın birinci harikası olma niteliğini kazanmıştır. M.Ö 2589-2566 yıllarında yapılan Keops’un yüksekliği; 137 metredir, 2.300.000 tane taşın üst üste konulması sonucunda oluşmuş, bazı taşların ağırlığı 10-15 ton civarındadır. Keops’un toplam ağırlığı ise yaklaşık 6,5 milyon tondur. Sfenks: Gövdesi aslan gövdesi, kafası firavun kafasında olan Sfenksin, 3 piramidin koruyucusu olarak yapıldığı düşünülür. O dönemlerin teknolojisiyle, tonlarca ağırlıkta olan taşlarının nasıl olurda bu şekilde üst üste konularak bu piramitler ortaya çıkartılmıştır. Taşlarının ağırlıklarının dışında, piramitlerin konumları ve yılın belli zamanlarında güneş ışığının piramitlerden içeri girmesi gibi çok ciddi anlamda matematik ve geometri bilgisi gereken bu çalışmaların o zamanlarda nasıl yapıldıkları hala bir çok tartışmaların ana konusudur. Nil nehri: Mısır’da en çok ilgi çeken gezilerin başında ise tabii ki de Nil Nehri gezileri gelir. Nehir üzerinden yapılan gemi turları ile Mısır’ın bütün güzelliklerine birde Nil Nehri eklenince keyfine doyum olmaz bir tat çıkıyor ortaya.
KAHİRE
Kahire, Mısır’ın çöl havası, piramitlerin gizeminin dışında şehirleşmiş, kalabalık ve yoğun bir şehirdir. Kahire’ye gittiğinizde görmeniz gereken ilk yer; Arkeoloji müzesi olmalıdır. Piramitler, firavunlar, mumyalar hakkında öğrenmek istediğiniz bir çok bilgiye bu müzeden ulaşabilirsiniz. Müzeyi gezerken yanınızda burada bulunan eserleri anlatacak bir kitap bulunursa bu eserleri çok daha iyi anlamanız mümkün olur. Bütün bir müzeyi gezmek isterseniz bir çok gününüzü buraya ayırmanız gerekebilir. Burada en çok dikkat çeken eserler, ikinci katta bulunan “Tutankom’un hazineleridir” Müzede, altın maskeler, bir çok mücevher ve firavunların gösterişli hayatlarını gözler önüne seren hazineler bulunmaktadır. Kahire Kulesi: 187 metre yüksekliğinde olan Kule’nin en büyük özelliği; değişik mimarisini dışında, üst katında bulunan restorandan görünen Nil Nehri ve Kahire görüntüsüdür. Kahire görülmesi gereken çok sayıda camii bulunuyor. Bunların arasında en çok dikkat çeken camii ise
El Ezher Camii ve Kahire’nin ara sokaklarında bulunan bir çok camii Mısır’da keşfedilmeyi değer yapılar arasındadır.
İSKENDERİYE
İskenderiye, Mısır’ın modern yüzüdür. Modern ve biçimli bir mimari ile yapılmış olan yapıları, Mısır’ın öteki yüzünü gözler önüne seriyor. Ayrıca İskenderiye, Büyük İskender’in Cleopatra’yı tanıdığı kent olarak ünlenmiştir. İskenderiye Feneri: İskenderiye Limanı karşısında, “Pharos Adası’nda” bulunan dünyanın yedi harikalarının arasında olan İskenderiye Feneri, harikalar arasında, günlük yaşam içinde kullanılan tek eserdir. Fakat şu anda bu harikaya ait olan bir tek taş bile kalmamıştır.

SARM EL SHEİKH
Mısır’ın güneyinde, Kızıldeniz kıyısında bulunan turistik bir şehirdir. Mısır sadece piramitlerin görselliği, firavunların gizemi değil, Sarm El Sheikh gibi son yıllarda dünyanın dört bir yanından turist çeken şehirleriyle de adından çok söz ettiren bir ülke olmuştur. Sarm El Sheikh; mükemmel plajları, eğlence hayatı, Kızıl denizin berrak suyu ve burada bulunan rengarenk mercan balıklarının arasında yüzmenin keyfi ile son dönemlerin en gözde tatil şehirleri arasında yer almaktadır. Bunun haricinde dalış tutkunları için bir çok dalış merkezi bulunan tesisleri ile Kızıl Deniz’in derinliklerini keşfetme fırsatı, alt kısmı camdan olan teknelerle yapılan gezilerde ayaklarınızın altından geçen su altı dünyasının mükemmel görünüşü ile büyüleyici bir şehirdir.
HURGADA
Hurgada Sarm El Sheikh gibi bir tatil kasabasıdır. Deniz, güneş ve kum üçlüsünü doya doya yaşayabileceğiniz bir yer… Burası Sarm El Sheikh gibi yoğun ve kalabalık değildir. Daha çok sesiz ve sakin bir tatil için tercih edebilirsiniz. Genellikle dalış merkezlerinin çokluğu ile ünlenmiş olan bu adada, tüple dalışlarınızda size eşlik edecek binlerce balıkla birlikte keyifli dakikalar yaşayacağınız bir yer.
LUKSOR
Mısır’ın yüzyıllık tarihini bu şehirde bulabilmeniz mümkün. Krallar tahta geçtikten sonra kendilerine ilk iş olarak görkemli bir piramit yaptırmanın planlarını yapmaya başlarlarmış, ancak piramitlerin yapımı pahalıya çıkmaya başlayınca, kayalıkları oyup mezarlar yapmaya başlamışlar. Ve zamanla bu mezarlar “Krallar Vadisi” olarak ortaya çıkmış. Burada 63 tene firavunun mezarı bulunuyor. En meşhur olan mezar ise Tutankom mezarıdır. Mezar soyguncularının yağmalayamadığı tek mezar Tutankom mezarıdır. Bu mezara ait olan bir çok lanet efsaneleri vardır. Mezardan çıkarılan bir çok eser, Kahire Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca şehir de bulunan bir çok yapı tapınak ve özellikle “Kaynak Tapınağı” sizi bambaşka diyarlara götürmeye yetecektir.

kitap
Yaban Roman Özeti Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kısa Kitap Özeti, Kitabın Konusu, İncelemesi ve Analizi
Yaban Özeti,
Yaban kitap Özeti
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yaban Özeti
Yaban Romanın Konusu :
Bu romanda yıllarca yüzüstü bırakılmış olan köylü ile aydın arasındaki uçurum konu olarak alınmıştır. Romanda belirtildiği gibi, şehirden gelmiş her aydın, köylü için bir “yaban” dır.
Yazar, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yakıp yıktığı bölgelerde yapılan inceleme gezisinde gördüklerini birtakım öykü ve makalelerle anlatmıştı. Bunlar arasında, “Düşmanın Yaktığı Köyler Ahalisine” adlı yazıda, köylü ile aydın arasındaki uzaklığa değinen ve aydınların köylüyü yüzüstü bırakmasından yakınan sanatçı, on yıl sonra aynı temayı Yaban’da işlemiştir. Roman, anı biçiminde yazılmıştır. Yazar eserini, Kurtuluş Savaşı sıralarında, bir Anadolu köyüne yerleşen Ahmet Celâl’in anı defteri olarak sunar. Giriş bölümünde bunu şöyle anlatır : Garp Cephesi Kumandanlığının gönderdiği “Tetkik-i Mezâlim Heyeti” o viranelerde, taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken bu kitabı teşkil eden yazıları, ortasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter halinde buldu.
Yaban Romanın özeti :
Ahmet Celâl, bir paşa oğludur. Yedek subay olarak katıldığı 1. Dünya Savaşı’nda bir kolunu kaybetmiştir. Daha otuzbeş yaşına basmadan kendisi için herşeyin bittiğini hissetmektedir. İstanbul’a İngilizlerin girmesi üzerine oraya dönemez ve emireri Mehmet Ali’nin çağrısına uyarak onun Orta Anadolu’nun Porsuk Çayı kıyısındaki köyüne gidip yerleşir. Köylü için Ahmet Celâl bir “Yaban”dır.
Mustafa Kemal’in başlattığı Kurtuluş Savaşı’nı, Türk Ulusunun bağımsızlık davasını anlatmaya çalışır köylülere fakat kimse ona inanmaz. Ancak emireri Mehmet Ali, annesi Zeynep Kadın, Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail ve onun karısı Emine ile dostluk kurabilir. Köyün en zengin adamı ve ağası olan Salih Ağa, köyü ekonomik bakımdan sömürmektedir. Şeyh Yusuf ise din adamı maskesi altında köyü manevi yönden sömürmektedir. Devleti temsil eden muhtarın ise herhangi bir gücü yoktur. Köyün etkin ve güçlü olan iki tipi Ahmet Celâl’i engellemeye çalışırlar.
Sakarya Savaşı’nın hemen öncesinde Yunan birliği köye girer. Direnenleri öldürür. Kendisi ile işbirliği yapan Salih Ağa ve Şeyh Yusuf’u bile aldatır, sömürür, herkese zulmeder. Sakarya bozgunundan sonra köye ikinci Yunan birliği gelir. Köyü talan ederler. İnanılmaz derecede acımasız davranırlar.
Ahmet Celâl, emireri Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail’in karısı olan Emineyi sever. Köy düşman çizmesi altında inlemektedir. Köylü, kaderine razı olmuştur. Ahmet Celâl ise, Türk askerlerinin geleceği umudunu taşımaktadır. Sonunda o da dayanamaz ve Emine ile birlikte kaçar. İkisi de yaralanırlar. Emine’nin yarası ağır olduğu için kaçacak durumda değildir. Ahmet Celâl, Emine’yi ve anılarını yazdığı defterini bırakarak tek başına bilmediği yollara bilmediği bir geleceğe doğru köyden uzaklaşır.
Yaban Romanın ana düşüncesi:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bu romanda ana düşünce olarak, aydınlar tarafından yüzyıllarca yüzüstü bırakılmış köyü, Anadolu’yu, Anadolu insanını bütün çıplaklığı,acılığı ve sertliğiyle göz önüne seriyor. Bu konuda aydınımızı suçluyor. Yazar, Anadolu Bozkırındaki Anadolu insanının feryadını, Türk aydınına duyurmak ve Türk aydınına yurt sorumluluğunu anlatmak istiyor.
Yaban Romanın konusunun geçtiği yer ve zaman (çevrenin özellikleri vb.) :
Yaban romanının konusu Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’da Porsuk Nehri çevresindeki küçük bir köyde geçer. Köy son derece bakımsız, unutulmuş bir virane halindedir.
Eserin Kahramanları :
ŞEYH YUSUF :
Salih Ağa köyü ekonomik yönden sömüren, bu yönde köylüler üzerinde baskılar kuran olumsuz bir tipleme ise, Şeyh Yusuf da köyü manevi yönden sömüren, bu yönde köylü üzerinde dinsel baskılar oluşturan olumsuz bir tiptir. Son derece cahildir. Dini bilgileri çok basittir. Temizliğe dikkat etmeyen, pasaklı bir adamdır.
ZEYNEP KADIN :
Mehmet Ali’nin annesidir. Kaderine razı olmuş, acılar karşısında ağlamayı bile unutmuş, tarlasının, evinin işlerini tek başına çekip çeviren gerçek bir Türk anasıdır. Oğlunu, kocasını askerde, savaşlarda yitiren, yoksulluk ve acılar içinde ömrünü çalışmakla geçiren Türk kadınını temsil eder.
EMİNE :
Romanda ağırlığını koyan ikinci kadındır. Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail’in karısıdır. Ahmet Celâl’in ilgi duyduğu tek kadındır. Emine de Zeynep Kadın gibi olaylar karşısında edilgen bir yapıya sahiptir. Erkeklerin kurduğu köy dünyasında erkeklerin güdümünde sessizce yaşamaktadır. Yunan birliğinin öldürme ve kıyım eylemlerinden korkarak sonunda Ahmet Celâl ile kaçar.
YARDIMCI KAHRAMANLAR :
Bu ana tiplerin yanında yardımcı kişilerde vardır. Bunlar; Emeti Kadın, oğlu Küçük Hasan, Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail, Bekir Çavuş vb.dir. Bu tipler üzerinde fazla durulmamıştır.
Yaban Roman yazarının eserlerinde görülen özellikler:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun sanatının birinci dönemindeki, yani “sanatın sanat için olduğu” görüşünü savunduğu dönemde yazdığı eserlerinde aşk, ruhsal bunalımlar ve bozukluklar, bireyle toplum gelenekleri arasındaki çatışmalar vb. görülür.
İkinci yani, “sanat toplum içindir” görüşüyle yazdığı dönemdeki eserlerinde ise çoklukla savaş felaketleri işlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci döneminde gözlemlerden yararlanmış, ya doğrudan doğruya kendisinin gördüğü, ya da başkalarından dinlediği olayları yazmıştır.
2.Abdülhamit devrinde gezi özgürlüğü olmaması yüzünden konuları İstanbul sınırları içinde kapalı kalan Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarına karşılık, Yakup Kadri, daha ilk kitabından başlayarak, konularının çoğunu İstanbul dışındaki bölgelerden, genellikle Anadolu’nun çeşitli yerlerinden almıştır.
Yakup Kadri’nin bütün eserlerinde batılı sanatçı ve düşünürlerin açık etkileri görülür. Batı Edebiyat ve kültürüne sıkı sıkıya bağlılık gösteren sanatçı, kendi edebiyatımızdaki geleneksel konulara da yabancı durmamış; örneğin “Bir Serencam” hikayesinde Tanzimat edebiyatında sık rastlanan “tutsaklık” konusunu işlemiştir.
Sanatının 1. döneminde dil bakımından Edebiyat-ı Cedide’nin tutumunu sürdürmüştür. Hattâ “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının
ileri sürdüğü dilde sadeleşme akımına karşı çıkmıştır. Fakat bir süre sonra Ziya Gökalp’in de etkisiyle “Milli Edebiyat” akımını benimsemiş ve bu yolun en önemli sanatçılarından biri olmuştur.
Yakup Kadri; topluma, kişilere ve olaylara oldukları gibi değil, kendi mizacı ve fikirleri açısından bakan bir romancıdır. Romanını besleyen kaynaklar, yazarın özel
yaşamını, duygu, düşünce ve anıları ile toplumun geçirdiği tarih dönemleri ve büyük olaylardır.
Kişilerin (roman kahramanlarının) dış görünüşüne önem vermez. Bunları birkaç tasvir ile geçiştirir. Ruh bakımından ise kahramanları da kendisi gibi karamsardır.
Yaban Romanına ait olduğu dönemin tarihi ve edebi özellikleri:
“Yaban” romanı, Batı Etkisindeki Türk Edebiyatının “Milli Edebiyat” dönemine ait bir romandır.
Milli Edebiyat Dönemi : Meşrutiyet devrinde Osmanlı toplumunda dört siyasi akım görülmektedir: İslâmcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık ve Türkçülük.
İslâmcılık; kavimcilik düşüncesine karşı koyup, birleşik bir İslâm birliği, büyük bir İslâm devleti kurma ülküsüydü.
Osmanlıcılık; çeşitli uluslardan (Türk-Arap-Arnavut-Ermeni-Yunan-Sırp-Bulgar v.b.) birleşik Osmanlı devletinde bir Osmanlı ulusçuluğu kurma ülküsü idi.
Batıcılık; sürekli yenilgilerle çökmeğe başlayan devleti kurtarmak için toplumu doğu uygarlığından batı uygarlığına geçirme çabası idi.
Fakat gerek Balkanlarda yaşayan Hristiyan uluslar, gerek hiçbir toprak temeline dayanmayan Hristiyan azınlıklar arasında, önce Rusya’nın, daha sonra da Avrupa’nın kışkırtmalarıyla başlayan “ulusçuluk” hareketi Osmanlıcılık düşüncesinin ve Osmanlı
Devleti’nin yıkımını hazırlamış, ayrıca Müslüman uluslar arasında da uyanan bağımsızlık istekleri Osmanlıcılık ülküsünden başka İslâmcılık ülküsünün de yıkımına yol açmıştır.
İşte bu devirde, imparatorluk içindeki çeşitli ulusların kendi benliklerine dönme eğilimi karşısında, bazı aydınlar, devletin çeşitli uluslara değil, “millet-i hâkime” (egemen ulus) diye adlandırılan asıl sahibine, yani Türk halkına dayanması gerektiği düşüncesine ulaşmışlardır.Bu düşünce aydınların halka yönelmesine yol açmış ve bu davranışa “Türkçülük” adı verilmiştir. Siyaset alanındaki bu “halka doğru” hareketi, edebiyatta “ulusal kaynaklara dönme “ düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. Bu düşünce dilde sadeleşme, yerli hayatı yansıtma, şiirde aruz ölçüsü yerine hece ölçüsünü kullanma ve Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanma anlamında kullanılmış; bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyata da “Milli Edebiyat” adı verilmiştir.
Bu edebiyat hikâye ve romanlarının en önemli özelliği sade dille yazılmış olmalarıdır. Bu dönemde, “memleket edebiyatı” çığırının başarılı ilk örnekleri verilmiştir. Konular İstanbul sınırlarından çıkmış ve yurdun her köşesinden ve her tabakadan insan hayatı konu olarak alınmıştır.
Gözleme çok önem verilmiş ve bunun sonucu olarak Meşrutiyet döneminin Turancılık (Halide Edip Adıvar: Yeni Turan-Müfide Ferit: Aydemir), Türkçülük (Ulusçuluk), Osmanlıcılık (Ömer Seyfettin: Eshâb-ı Kehfimiz, Kırmızı Bayraklar v.b.), İslâmcılık (Reşat Nuri: Yaprak Dökümü, Peyami Safa: Fatih Harbiye), kimi eserlerde tema olarak alınmıştır.
Milli Edebiyat akımının hikâye ve roman yazarlarının başlıcaları şunlardır :
Ömer Seyfettin – Halide Edip Adıvar – Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Refik Halit Karay – E.Ekrem Talu – O.C. Kaygılı – Reşat Nuri Güntekin – Peyami Safa – Mahmut Şevket Esendal – Halikarnas Balıkçısı ( C.Ş.Kabaağaçlı) – M.C. Kuntay – A.Ş. Hisar- M.Yesari.
Bazı kitaplar vardır ki okuyucuyu bulunduğu ortamdan soyutlar vе başka diyarlara götürür, düşüncеlеrе boğar vеya bеlki okurkеn dеrindеn gеlеn ağlama hissi ilе damlayan gözyaşları ilе kеndinе bağlar. Hеr kitabın kеndinе has konusu vе ana fikri vardır, ancak bazı kitaplar hissеttirdikleriylе, karaktеrleriylе gözyaşlarınızı tutamayacağınız vе karaktеrin hayatına bir çırpıda dalacağınız nitеliktеdir. İştе okurkеn gözyaşlarınızı durdurmakta zorlanacağınız 5 kitap;
1. Şеkеr Portakalı

Hеrkеsin çocukluğunda bеlki dе unutamayacağı anları vardır vе bu anlar zaman zaman yüzеyе çıkıp hüzünlеndirеbilir. Çocuk kalbiylе yaşananlar unutulabilir bеlki dе ancak affеdilmеz sözüylе dеrinliklerinizе işlеyеcеk Şеkеr Portakalı kitabı kahramanı Zеzе, okurkеn sizi dе yaşadıklarına şahit еdеcеk vе hafızalarınızda canlanmayı bеklеyеn hatıralarınızı yüzеyе çıkaracak bir yapıt. Bu duygu yoğunluklu kitabı okurkеn Zеzе ilе bеrabеr içinizdеki çocuğun masumiyеtinе matеm tutacaksınız.
2. Yеşil Yol

Stеphеn King kalеmindеn dökülеn, Tanrı iradеsinin konu alındığı Yеşil Yol kitabı, filmini izlеmеktеn çok daha dеrindеn еtkilеyеcеk nitеliktеdir. Hapishanеdе gеçеn hikayеdе karaktеrlеr arasındaki kocaman bir adam Paul’un vе onun kocaman mеrhamеtli yürеğinin işlеndiği birçok sayfasında yutkunmakta zorlanacağınız ifadеlеrе yеr vеrеrеk bazеn düşüncеlerin vе tanrının dahi sorguladığı bir hikayеyе götürеcеk bir kitaptır. Paul mеrhamеtli vе iyi kalpli bir gardiyanı olarak romanın kahramanıdır. Bu çocuk kalpli vе adil adam, Cohn Coffеy isimli mahkumun gеlmеsiylе ardı sora dizilеn olaylar sonucu tüm sırları öğrеnеn Paul sizi dеrindеn еtkilеyеcеktir.
3. Kız Kardеşim İçin

Dramatik vе duygu yüklü kitaplar listеsindе baş sırada yеr alabilеcеk nitеliktе olan Kız kardеşim İçin, Jodi Picoult’un romandaki ailе üyеlerinin ağzından sırasıyla anlatılan Anna vе lösеmi hastalığıyla savaşan ablası Katе’in hastalığı yüzündеn Anna’nın iç çеkişmеleri, psikolojik travmaları üzеrinе kurulu bir kitap. Ablasının hastalığı yüzündеn donör olması için dünyaya gеtirilеn Anna’nın yaşadıklarına ortak olduğunuzda gözyaşlarınızı tutmakta son dеrеcе zorlanabilirsiniz.
4. Bеyaz Gеmi

Cеngiz Aytmatov’un dеğеrli еsеrleri arasında yеr alan Bеyaz Gеmi, uzaklarda bulunan babasını kеndisinе ulaştıracak bеyaz bir gеmiyi bеklеyеn 8 yaşındaki romanın kahramanı çocuğun hikayеsi ilе saflığı vе acımasızlığı düşünürkеn kahramanın iç burkan hikayеsinе kapılacağınız bir еsеr. Bеyaz gеminin dünyеvi hırsları vе tutkuları alıp götürеbilеcеğini vе sizi çеkip kurtaracağını hayal еdеrkеn düğümlеnеcеğiniz bu kitabı okurkеn dеrin duygulara kapılabilirsiniz.
5. Uçurtma Avcısı

Romanın başkaraktеri Emir isimli bir çocuktur vе Emir küçüklüğündе çocukluk arkadaşı Hasan’a ihanеtini unutamayarak onu aramak için Afganistan’a dönеr fakat Hasan’ın öldüğünü öğrеnir. Arkadaşının ardından gеriyе kalan çocuğunu sahiplеnir vе vicdanını bir nеbzе dahi rahatlatmaya çalışır. Emir vе Hasan, Afganistan’ın başkеntindе hüküm sürеn monarşinin son sеnеlerindе bеrabеr büyüyеn iki sıkı dosttur.
Pencerenizin önünün daha güzel, şık ve modern görünmesini istemezmisiniz?
Kimileri pencere önünde kitap okur, kimileri pencere önlerini dinlenmek ya da eş dost arkadaşlarla sohbet etmek için kullanır. Ama şurası açık ki pencere önü aslında keyif ve eğlence köşemizdir.
Peki evimizin pencere önünü daha sıcak, daha samimi, daha keyifli ve eğlenceli bir hale getirmek için neler yapabiliriz ve nasıl bir dekorasyon fikri olabilir?
Pencere önleri için keyifli dekorasyon önerileri

Banklardan ve minderlerden yardım alarak pencere önününüzde kendiniz için keyifli bir alan yaratabilirsiniz.

Özellikle yere kadar uzanan geniş pencere önleri çalışma alanı yaratmak için birebir. Açık renklerde seçilmiş masa ve sandalyeyle pencere önününüzü mini bir ofise çevirebilirsiniz.

Pencerenizden görünen manzaradan mahrum kalmak istemiyorsanız koltuk boyunuzu seçerken bu yüksekliği göz önünde bulundurun.

Soft renklerde döşenmiş berjerler ve ortalarına koyacağınız sehpa ile pencere önününüzü “Cumba köşesi” gibi de değerlendirebilirsiniz.

Beslediğiniz saksı bitkilerini sergilemek için pencere önünde yer açabilirsiniz. Böylece bitkilerinizin ışık almasını da sağlamış olursunuz.
