Anasayfa Genel Ahmet Arif doğum ve ölüm tarihi

Ahmet Arif doğum ve ölüm tarihi

Ahmed Arif kimdir? Ahmed Arif ne zaman öldü? İşte Ahmed Arif’in hayatı ve şiirleri…

“Terketmedi sevdan beni/ Aç kaldım, susuz kaldım/ Hayın, karanlıktı gece/ Can garip, can suskun/ Can paramparça…/ Ve ellerim, kelepçede/ Tütünsüz uykusuz kaldım/ Terketmedi sevdan beni…” gibi unutulmaz dizelere imza atan  Ahmed Arif, 21 Nisan 1927’de Diyarbakır’da dünyaya geldi.

Asıl adı Ahmet Önal olan Ahmed Arif, Henüz 2 yaşındayken annesi Sare Hanım’ı kaybetti.

Ahmed Arif, Kerküklü babası Arif Hikmet’in memuriyeti dolayısıyla ilkokulu Siverek’te bitirdi. Diyarbakır’da başladığı ortaokulu Urfa’da tamamlayan Ahmed Arif, yatılı okuduğu Afyon Lisesini ise 1945’te bitirdi.

Şiir yazmaya ortaokul yıllarında başlayan Ahmed Arif’in edebiyata ilgisi Afyon Lisesi’ndeyken iyice arttı. Usta şair, bir açıklamasında şiire ilgisini şu sözlerle aktarmıştı:

“Yıl 1943 olmalı. Taş çatlasa 16–17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyorum. Bir dergi, Seçme Şiirler Demeti adıyla kuşe kağıda basılıyor. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben, Neyzen Tevfik’in torunu yaşındayım tabii o zaman, hatta daha da küçük. Bir de 10 lira geliyor bana dergiden, telif hakkı. Düşünün, babam bana ayda 5 lira gönderebiliyor. O yüzden 10 lira büyük paraydı o zaman için.”

Arif’in ilk şiirleri 1942’de Afyon Halkevi yayın organı Taşpınar dergisi ile Millet dergisinde yayımlandı.

Liseden sonra askerlik görevini tamamlayan Arif, 1947’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydoldu. Ahmed Arif, 1948’de Merkez Bankası’nda memuriyete başlayarak hem çalışıp hem okudu.

“Hasretinden Prangalar Eskittim” 1968’de basıldı

Ahmed Arif, tarzını yansıtan şiirleri 1948’de yayımlatmaya başladı. Attila İlhan’ın düzenlediği “Rüstemo” başlıklı şiiri, Varlık dergisinin yayımladığı “Şiirler-1948” antolojisinde yer aldı.

Aynı yıl, “Bir Akşamüstü” adlı şiiri, tek sayı çıkan Meydan dergisinde yayımlanan Arif, sonraki yıllarda İnkılapçı Gençlik, Yeryüzü, Seçilmiş Hikayeler, Soyut, Yeni Ufuklar, Türk Solu, Kaynak, Militan ve Papirüs adlı dergilerde yazdı.

Başarılı şair, siyasi görüş ve eylemleri sebebiyle 1951’de tutuklandı. Üniversite öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalan Arif, memuriyet hakkını da yitirdi. Arif, 7 Ekim 1954’te serbest kaldıktan sonra, kamu gözetiminde geçirmesi gereken süreyi Diyarbakır’da tamamlayarak yeniden Ankara’ya döndü.

Fikret Otyam’ın röportajlarına şiirlerinden parçalar almasıyla, 1950’li yılların sonlarında ünü iyice yaygınlaşan şair Arif, Öncü ve Halkçı gazetelerinde düzeltmenlik, teknik sekreterlik ve gazetecilik yaptı.

Ahmed Arif, 1967’de Aynur Hanım’la dünya evine girdi.

Başarılı şairin, “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı kitabı 1968’de basıldı. Bir röportajında kendisi hayattayken yayınlanan kitabın adına değinen Arif, şu bilgileri vermişti:

“Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum. Çok kişisel, duygusal bir şey, artık anı olmuş. Kitabımın adını ‘Dört Yanım Puşt Zulası’ koymuştum ama kardeşim buna engel oldu. Bana, ‘Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok. Seni 15 yaşındaki çocuklar, kızlar taparcasına seviyor. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı, bir şiirine bile verme. Mısra olarak kalsın.’ dedi. Düşündüm, kardeşime hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ olsun, dedim.”

Günümüze kadar defalarca baskı yapan kitap, Türkiye’de en çok basılan ve okunan eserler arasında yer aldı.

Şiirlerinin pek çoğu bestelenerek ünlü isimler tarafından seslendirildi

Ahmed Arif bir röportajında “nasıl yazıyorsunuz” sorusunu ise şu sözlerle yanıtlamıştı:

“Yazıyorum denmez buna. Ben şiiri kafamda, yüreğimde bitiriyorum. Sonra bir gün oturup kabataslak kaleme alıyorum. Üç ya da beş yerinde düzeltme yapıyorum. Göze çarpan bir aksaklık varsa ya da yeni bir çağrışım varsa onu değiştiriyorum, o kadar… Bu bakımdan bana halk ozanı derlerse, onur duyarım. Küçümsemem. Hani ne diyorlar, irticalen…”

Oğlu Filinta’nın doğumuyla 1972’de baba olan usta şair, 1977’de gazetecilikten emekli oldu.

Ahmed Arif, 2 Haziran 1991’de kalp yetmezliği sonucu Ankara’da hayatını kaybetti. Cenazesi ertesi gün Maltepe Camisi’nden kaldırılarak Cebeci Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Toplumsal gerçekçi 1940 kuşağının son şairlerinden Ahmed Arif’in ölümünden sonra şiirleri oğlu tarafından derlenerek “Yurdum Benim Şahdamarım” adıyla 2003’te basıldı.

Arif’in şiirlerinin pek çoğu bestelendi ve Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli, Fikret Kızılok, Edip Akbayram, Cem Karaca, Moğollar tarafından yorumlandı. Cemal Süreya’ya yazdığı mektuplar “Cemal Süreya’ya Mektuplar”, Leyla Erbil’e yazdığı mektuplar ise “Leylim Leylim” adıyla Arif’in vefatından sonra basılarak okuyucuyla buluştu.

“Şiirindeki anlatım biçimini ve söyleyişi etkileyen, halk dili ve halk şiiridir”

Yakın arkadaşı Cemal Süreya, Ahmed Arif’i şu sözlerle anlatmıştı:

“Doğu Anadolu insanının müthiş malzemesini korkusuz bir lirizm içinde önümüze yığıyor. Sonra bütün Anadolu insanına doğru yayıyor onu. Pir Sultan Abdal’ı, Urfa’lı Nazif’i, Köroğlu’na, Bedrettin’e bağlıyor…

İmge onda sınırlı bir öge değil, bir bakıma şiirin kendisi, bütünü. Öyle ki bütünüyle vardır onun şiiri. Kelimeler ilişkin oldukları kavramları aşan ve daha geniş durumları kavrayan bir nitelik gösteriyor. Şiirin bütünü içinde kullanılmış bazı düz sözler, inanılmaz bir çarpıcılık, bir imge yeteneği kazanmaktadır Ahmed Arif’te. Öte yandan, şiirin içinde birer ikişer kelimelik mısralar halinde akan bu sözler, biçim yönünden de önem kazanmaktadır. Öyle ki, kendiliğinden doğan ve yalnız Ahmed Arif’e özgü gizli bir aruz gibi bu sözlerden bütün şiire bir müzik yayılmakta ya da bütün şiir çekidüzenini onlarda bulmaktadır.”

Şair ve yazar Gülten Akın, usta şairden şöyle bahsetmişti:

“Ahmed Arif’in şiirine, umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri demişler. Ekleyeceğim; Onun şiiri, onurun ve alçak gönüllülüğün, derinliğin ve yalınlığın bile şiiridir. Bu özellikler sonradan edinilmiş değil, doğulunun geleneksel özellikleridir. Akıl ve yürek bir olmuştur. Hayat, en acı, en umutlu deneylerini sermiştir. O şiirler yazılmıştır. Ahmed Arif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir. Zor bir şiir. Ama, tek bir kez kekelemeden, tek bir kez biçim, dil, anlatım sıkıntısı çekmeden, benzetmelerin, imgelerin en özgürünü bula kullana yazmış. Benzersiz bir ozan.”

Şair ve yazar Nihat Behram ise Ahmed Arif’in şiiri için “Şiirindeki anlatım biçimini ve söyleyişi etkileyen, halk dili ve halk şiiridir. Onu bir bakıma sözlü halk şiirinin yazıya geçen ve ufuklarını genişleten bir sıçrama noktası sayabiliriz. Şiirinin yapısında aşiret töreleriyle yetişişinin ve duyarlılığını halk duyarlığından asla soyutlamayışının derin izleri görülür. Şiiriyle günlük yaşantısının aynılığını doğuran da budur. Ahmed Arif’te yaşantıyla şiir bir ince telde korkusuzluk ve umutla birleşir.” ifadelerini kullanmıştı.

Ahmet Arif

1950 yılında TCK’nın 141.maddeye aykırı görülen siyasi görüş ve eylemleri nedeniyle iki kez tutuklandı ve öğrenimi yarıda kaldı. Serbest kaldıktan sonra Ankara’da düzeltmenlik, teknik sekreterlik ve gazetecilik yaptı.

Ahmet Arif şiire lise sıralarında Ahmet Haşim , Ahmet Hamdi Tanpınar , Sıtkı Tarancı gibi şairlerin etkisinde kalarak birtakım denemelerle başladı. Bir süre sonra acemice yazılmış olan bu şiirlerin şiir olmadığına, gerçek şiirin bu kadar kolay yazılmaması gerektiğine karar verdi.

1944-1948 yılları arasında İnkılapçı Gençlik ve Meydan dergilerinde yayımlamaya başladığı şiirleriyle adını duyurdu.1950‘den sonra dergilerde Seçilmiş Hikayeler, Yeryüzü ,Beraber, Yeni Ufuklar, Kaynaklar adlı şiirleri seyrekte olsa yayımlandı. Ardından uzun bir süre siyasal baskılar nedeniyle şiirleri yayımlanamadı.

1968 yılında çıkan tek şiir kitabı ” Hasretinden Prangalar Eskittim ” Türkiye’de en çok basılan ve okunan şiir kitaplarından oldu ve şaire haklı bir ün kazandırdı. Hasretinden Prangalar Eskittim adlı şiiri Ahmet Kaya tarafından şarkı haline getirilmiştir. Ayrıca Cem Karaca tarafından da bir çok şiiri bestelenmiştir.

Ölümünden sonra “Kalbim Dinamit Kuyusu” adlı bir şiir kitabının daha olduğu yada kitaplaşmamış şiirlerinin bu adla basılacağı söylenmişse de böyle bir kitap henüz yayımlanmadı.

Ahmet Arif ilk şiirlerini ortaya çıkardığı sıralarda Orhan Veli ve arkadaşlarının şiir anlayışı ön plandaydı, diğer yandan başka bir grupta Nazım Hikmet’in çizgisinden bir şiir geliştiriyordu.

Nazım Hikmet’in açtığı yoldan yürümeyi tercih eden Arif, ondan aldığı şiirselliği, bir anadolu özlemiyle geliştirdi.

Birbirini izleyen kısa, vurucu dizeler, yinelemeler, bölümlemeler şiirine hem özü yansıtan bir ritim kazandırdı hem de imgelerini güçlendirdi.Ama onda ritim sese değil söze dayandığından daha derinlere inerek büyük bir lirizmin kaynağı oldu.

Bunun yanı sıra Ahmet Arif’in birçok şiiri bestelendi, çeşitli müzik anlayışıyla değerlendirildi.

Eserleri:
Hasretinden Prangalar Eskittim (1968),
Cemal Süreya’ya Mektuplar (1992),
Yurdum Benim Şahdamarım (2003).

Ahmed Arif

Ahmed Arif, (d. 23 Nisan 1923,[1][not 1]Diyarbakır – ö. 2 Haziran 1991, Ankara), Türk şair ve gazetecidir.

Türk edebiyatının çok sevilerek yaygın üne kavuşmuş bir şairidir. Hayatta iken yayımladığı tek kitabı olan Hasretinden Prangalar Eskittim (1968), Türkiye’nin en çok basılan şiir kitaplarındandır. Şiirlerini samimi bir anlatımla, alışılmamış bağdaştırmalarla, serbest ölçüyle yazdı. Doğup büyüdüğü Güneydoğu Anadolu coğrafyası ve Çukurova’ya şiirlerinde önemli bir yer verdi.

23 Nisan 1923’te Diyarbakır’ın Hançepek semtindeki Yağcı Sokak 7 no’lu evde dünyaya geldi. Babası Rumeli’den Kerkük’e görevli gelmiş bir Türk aileye mensup gelen ve o yıllarda Osmanlı Devleti hizmetinde memur olarak çalışan Arif Hikmet, annesi Sare Hanım ise devrin ulemasından Şeyh Abdülkadir Cibrali’nin kızı olan Erbilli bir Kürt’tür. Sekiz kardeşin en küçüğü idi. Asıl adı Ahmet Hamdi Önal’dır. “Ahmed Hamdi” dedesinin adı; yazın hayatında kullandığı “Ahmed Arif” ismindeki “Arif“, babasının ön adıdır.

Babası Arif Bey sivil hayatta en son Siverek’te nahiye müdürlüğü görevinde bulundu. Çocukluk yılları Siverek ile babasının vekaleten kaymakamlık görevinde bulunduğu Harran’da geçti. Siverek’te o sıralarda şehirde ağırlıklı olarak konuşulan dil olduğu için Zazaca’yı, Karakeçi’de çoğunlukla Kürt aşiretleri olduğu için Kürtçe’yi, Harran’da Arapça’yı öğrendi.[1] Annesini 1929 yılında kaybetti. Onu, üvey annesi Arif Hanım büyüttü.

İlkokulu Siverek’te, ortaokulu Urfa’daki ablasının yanında okudu.[6] Lise öğrenimine parasız yatılı öğrenci olarak Afyon Lisesi’nde devam etti. Bu okulda edebiyat bilgisini artırmak için iyi bir ortam buldu.[1] Afyon Lisesi’nde öğrenciyken yazdığı şiirlerin ilki, Afyon Halkevi dergisi Taşpınar’ın Kasım 1942 tarihli 94’üncü sayısında yayınlandı.[6] 1943 yılında liseden mezun oldu.

Liseyi bitirdikten sonra bir süre Uşak’ta ağabeyi Muhammed Necati’nin yanında kaldı. Babasının emekli olup Diyarbakır’a yerleşmesi üzerine Diyarbakır’a gitti. Ardından askere giden Ahmed Arif, Riva’da yedek subay olarak yaptığı askerlikten 11 Mart 1947’de terhis oldu.[1] Yükseköğrenimi için Ankara’ya gitti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi felsefe bölümüne kaydoldu, ancak mezun olmadı. Faruk Nafiz, Ahmed Muhip, Ahmed Hamdi, Cahit Külebi, Behçet Necatigil gibi o dönemin ünlü şairlerinin etkisinde şiirler yazdı.[7]İnkılapçı Gençlik ve Meydan dergilerinde yazdığı şiirlerle adını duyurdu. Özgün şiirsel yapısını yansıtan şiirleri 1948’de yayımlatmaya başladı. Attilâ İlhan’ın düzenlediği ve Varlık dergisinin yayımladığı Şiirler-1948 adlı antolojide yer alan Rüstemo başlıklı şiiri ilk şiiri kabul edilir.[8]

1948 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazandı; ancak yurtdışında gönderileceği sırada Palmiro olarak bilinen bir şiiri nedeniyle gözaltına alındı.[6] İtalyan komünist öner Palmiro Togliatti’nin öldürülmesi üzerine yazdığı, henüz ham durumdaki bu şiirin müsveddeleri çalınıp çoğaltılması ve nüshaların bir arkadaşının evinde bulunması; kimi arkadaşlarının yargılanmasına, Ahmed Arif’in ise karakolda ifade verip serbest bırakılmasına neden olmuştu. Ahmed Arif, bu gözaltı nedeniyle işe alınmayınca Danıştay’a başvurdu ve Merkez Bankası’nda bir işe yerleştirildi. Bir yandan memuriyete, diğer yandan da eğitimine devam etti.[1]

Şair, 1950 yılında Hürriyet gazetesinde okuduğu bir röportaj ile 1943’te Van’da gerçekleşen ve tarihe Muğlalı Olayı olarak geçen olayı öğrenince, bu olayı konu edinen bir şiiri yazdı. Bir ağıt olarak tasarladığı, hiçbir zaman yayımlamayı düşünmediği 33 Kurşun başlıklı şiir, çok kısa zaman içerisinde elden ele dolaşarak çok bilinen bir şiir halline geldi.[7]

1950’de Türk Ceza Kanunu’nun 141’inci maddesine aykırı davranmak savıyla, 1952’de gizli örgüt kurma savıyla iki kez tutuklandı.[9] Tutukluluğu sırasında Ankara’dan İstanbul’a götürüldü ve Sanasaryan Han’da işkenceye maruz kaldı.[10] 38 aylık tutuklu kaldıktan sonra yapılan yargılama sonunda iki yıl hapis ve sekiz ay Urfa’da gözetim altında tutulma cezası verildi. Bu cezayı yargılanmadan önce fazlasıyla çektiği için 7 Ekim 1954’te tahliye edildi.[6] Sekiz ay kamu gözetimi altında tutulma cezasının Urfa yerine Diyarbakır olarak değiştirilmesini sağlayarak kız kardeşinin öğretmenlik yaptığı Diyarbakır’a gitti, bir tuğla ve kiremit fabrikasında katip olarak çalıştı.[6] Kamu gözetimi cezasını tamamladıktan sonra Ankara’ya döndü. 1954-1959 arasında platonik aşkı Leyla Erbil’e mektuplar yazdı.

Yükseköğrenimini tamamlama imkanı bulamayan Ahmed Arif, 1956’dan itibaren Medeniyet, Öncü ve son olarak da Halkçı gazetelerinde redaktör olarak çalıştı. 1967 yılında Ankara’da tanıştığı Aynur Hanım’la evlendi, 1972 yılında oğlu Filinta dünyaya geldi.[11][12] Uzun süre TKP Ankara il komitesi için çalıştı.

1960’larda Fikret Otyam’ın röportajlarına Ahmet Arif’in şiirlerinden bölümler eklemesiyle ünü yayıldı.[13] Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968’de yayımlandı. Şairin tek kitabı olan bu eser, çok yoğun bir ilgiyle karşılandı; altmıştan fazla basımı yapılarak Türkiye’de en çok baskısı yapılan şiir kitapları arasına girdi.[10]Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılarca birçok şiiri bestelendi. Doğduğu ve büyüdüğü bölge olan Güneydoğu Anadolu insanını şiirlerine aktaran Ahmet Arif bu yönünden dolayı da halk arasında sevilen bir kişi oldu.[13]Hasretinden Prangalar Eskittim’den sonra hiç şiir yayımlamadı, hatta yazmadı.

Ahmed Arif, 1977 yılında gazetecilikten emekli olduktan sonra yaşamını Ankara’da sürdürdü.[14][15]Cemal Süreya, Canip Yıldırım, Cemalettin Ünlü, Muzaffer Erdost, Nedret Gürcan, Adnan Binyazar ve aile yakınları dışında kimse ile görüşmedi.[6] Ölümünden kısa süre önce yakınlarına, ikinci bir kitap basımı için şiirlerinin hazır olduğunu, İstanbul’a giderek dikte ettireceğini ve yeni kitabının basılacağını söylediği bilinir. [16] Fakat bu gerçekleşemedi. Yıllar boyu gazete ya da dergilere demeç vermeyen, açıklama bulunmayan Ahmet Arif, 1989’da şair ve gazeteci Refik Durbaş ile mülakat yaptı. Bu söyleşi, önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı, sonra kitap haline geldi. Daha önce ikinci şiir kitabının adı olacağını duyurduğu Kalbim Dinamit Kuyusu, bu söyleşi kitabının adı oldu. Şair, Ankara’daki evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.[17]

Ahmed Arif’in Cemal Süreya’ya yazdığı mektuplar, 1992 yılında kitap olarak yayımlandı.[18] Şairin, Hasretinden Prangalar Eskittim’e almadığı şiirleri, 2003 yılında Yurdum Benim Şahdamarım başlıklı kitapta toplandı. Leyla Erbil’e yazdığı aşk mektupları, 2013 yılında Leylim Leylim başlığıyla kitaplaştırıldı.

Ahmet Oktay’ın 1990 tarihli Karanfil ve Pranga adlı çalışması Ahmed Arif şiiri üzerine yapılmış en detaylı çalışma olarak kabul edilir. Ayrıca, Muzaffer İlhan Erdost’un Üç Şair başlıklı kitabında da Ahmed Arif şiirinin yorum ve çözümlemeleri bulunmaktadır.

Yorum Yaz