Fransa’da La Haye’de doğan Rene Descartes (1596- 1650) felsefe ,matematik ve bilimde devrim yaratan eserler yazmadan önce uzun yıllar boyunca orduda mühendis olarak çalıştı.Felsefesi bugün Kartezyenizm veya Kartezyen felsefe olarak bilinir.
Descartes’in felsefi projesi o zamanlar Fransa’da ve Avrupa genelinde üniversite eğitiminin temelini oluşturan Aristotalesçi bilim sisteminin yerini almaktı.En önemli eseri ”İlk Felsefe Üzerine Derin Düşünceler” (1641) eseridir.Kitap seyahatleri sırasında küçük bir odada geçirdiği 6 gün boyunca edindiği düşünceleri nakleder.Descartes tüm inançlarını sorgulamıştır.Sadece gerçekliğinden şüphe duymadığı inançlarını korudu.Descartes meşhur gözlemini yani düşünüyor olduğuna göre varlığından şüphe edemeyeceği gözlemini bu çalışması esnasında yaptı.”Düşünüyorum, öyleyse varım.”
Descartes temelde varoluşunun şüpheli olmadığı sonucuna varırken bedeninin doğasından şüphe duyabileceğine inandı.Descartes, zihin ve bedenin birbirinden ayrı olduğunu savundu.Çünkü düşünme becerisi çürütülemez bir gerçekti oysa fiziksel bedenin varlığı öyle değildi.
Descartes , bedenin fizik ile tarif edildiğine inandı.Beden büyüklüğü, şekli ve hızı olan hareket halindeki geometrik şeylerdir.Diğer yandan akıl maddi olmayan düşünen şeylerdir.Descartes’e göre hayvanlar sadece birer makinedir.Çünkü düşünmüyorlardı, akılları yoktu ve hareket eden parçaların oluşturduğu karmaşık bir düzenlemeden ibaretlerdi.Descartes ayrıca koordinat geometrisi de denen ”analitik geometri”yi icat etti.
bilim
İnsan yaşamı için en önemli kaynaklardan biri olan suyun içeriği incelendiğinde, belirli durum ve koşullarda inanılmaz bir şekilde duygu ve düşüncesi olan bir canlı gibi tepki verdiği ortaya çıkmıştır. Donmuş halde bulunan su kristallerinin fiziksel durumları yakından incelendiğinde, dış kaynaklardan gelen tepkimelere göre fiziksel ve kimyasal değişimler gösterdiği ortaya çıkmıştır. Sözcüklere, müziğe, davranışlara göre renk ve şekil değiştiren kristalize yapı; iyiliği çoğunluk tarafından kabul görmüş müziklere maruz kaldığında yapı olarak daha düzgün bir altıgen yapıya sahip olmuş ve bunun yanında da iyi ve güzel sözcüklerle suyla bir canlı gibi konuşulduğunda parlak ve güzel bir kristal yapıya sahip olduğu incelenmiştir.
Su kristallerinin incelenme süreci
1999 yılında bir Japon olan bilim insanı Prof. Dr. Masaru Emoto, donmuş su kristallerini geniş bir incelemeye alarak belirli tepkimelere sokmuş ve birbirinden farklı her tepkimede farklı sonuçlar elde etmiştir. Donmuş suyun kristalize olduğu süreçte biyo-fiziki özelliklerine göre şekil aldığını göz önünde bulundurursak suyu çevre koşullarına, kavramlara, konuşmaya ve sese gerçek anlamda tepki verdiği ortaya çıkarılmıştır. Su, bulunduğu ortamlardaki negatifliği hissederek ona göre biçim değiştirebilmekte ya da ortamdaki pozitifliği ve sevgiyi hissederek kendi yapısını da güzelleştirmeye çalışmaktadır. Emoto, bu deneyleri özel bir mikroskopla karanlık bir bölgede gerçekleştirmiş, suyu dondurup kristalize ettikten sonra farklı farklı koşullarda yaptığı deneylerin fotoğrafını bu mikroskopla fotoğraflamıştır.

Örneğin; farklı kaynaklardan aldığı suları dondurduğunda temiz ve hijyenik kaynaklardan aldığı suların kristalize halinin daha düzgün altıgen yapılarda olduğunu, daha güzel bir renge sahip olduğunu ancak kirli kaynaklardan aldığı suların kristalize yapısının daha bozuk ve renginin de daha koyu ve kirli gözüktüğünü belgelemiştir. Böylelikle suyun bulunduğu ortamdaki iyi ya da kötü koşulları kendi yapısında nasıl yansıttığını açıkça ispatlama imkanı bulunmuştur. Masaru Emoto, yaptığı bir deneyde suya karşı konuşarak sürekli ”şeytan” demiş, bu konuşmalara maruz kalan kristalize suyun karmaşık ve kötü bir yapı oluşturduğunu görmüştür. Bunun yanında başka bir suyu deneye alıp güzel sözler ve özellikle dua okuduğunda suyun gayet berrak bir hal aldığını, kusursuz bir kristalize yapıya büründüğünü ve renginin de çok güzel gözüktüğünü kaydetmiştir. Böylelikle suyun gerçekten bulunduğu fıtrat dolayısıyla gördüğü hoşgörüye, sevgiye ve güzelliklere aynı şekilde güzelliklerle tepki gösterdiği ispatlanmıştır.
Su kristalleriyle gözlenebilen gerçekler
Emoto’nun insanlar ve suyu ilişkilendirerek yaptıkları deneylerde, küçük çocukları suyla konuşturduklarında çocukların etrafa yaydığı saf sevgi ve doğallıkla suyun da aynı şekilde saf bir şekilde donduğunu ve görüntü olarak güzel bir hal aldığını deneylemiştir. Bunun dışında sinirli ve stresli olan, negatif sözcükler kullanan, küfür eden bireylerle yaptığı deneylerde su kristalinin bozuk bir şekle büründüğünü ve ardından dağılarak parçalandığını gözlemlemiştir. Böylelikle suyun sadece bulunduğu ortamdan kaynaklanan şartlardan dolayı renk ve şekil değiştirmediği, dış kaynaklardan çok ilginç bir şekilde duygusal açıdan da etkilendiği gözlemlenmiştir. Bu mikroskobik deneyler dışında daha gözle görülebilir bir deney daha denenmiş ve iki farklı şeffaf kavanozun içerisine haşlanmış pirinç koyulmuştur. Kavanozlardan birinin üzerine ”aptal” yazılı bir kağıt yapıştırılıyor, diğerinin üzerine de ”teşekkür ederim” yazılıyor. 1 ay boyunca kavanozda tutulan bu pirinçlere kavanozlarının üzerinde yazan kelimelerle hitap ediliyor. 1 aylık sürenin sonunda sürekli aptal diye hitap edilen pirinçler bariz bir şekilde karararak mide bulandırıcı kokular yaymaya başlıyor. Ama diğer kavanozda sürekli kibarlıkla teşekkür edilen pirinçler hiç bir şekilde renk değişimi geçirmeyerek gayet güzel bir koku yaymaya da devam ediyor. Pirincin içerisinde yer alan suyun bu deneyin sonuçlarına çok fazla etki ettiği söyleniyor.
Kısa, orta mеnzil, kıtalararası vе dеnizaltı olarak koşulu ilе 4 tiptе olan balistik füzе еn caydırıcı silahlar arasında yеr alıyor. İştе balistik füzе hakkında bilgilеr…
İşte gelişmelere ilgi duyanlar için balistik füze nedir:
Balistik füzе güç sistеminе sahip olan vе bu sistеmin еldе еttiği harеkеtlе hеdеfinе yönеlеn, üzеrlеrindе nüklееr, kimyasal vе biyolojik başlık ya da birdеn fazla başlık bulundurabilеn güdümlü ya da güdümsüz füzе sistеminе dеnir. Başlıklar nеdеniylе dе balistik füzе zararları dеğişmеktеdir. Ayrıca balistik kavramı, füzеlеrin vе mеrmilеrin harеkеtlеrini analiz еdеn bir bilim dalıdır.
Kısa, orta mеnzil, kıtalararası vе dеnizaltı olarak koşulu ilе 4(dört) tiptеdir.
Tarihtеki yеri isе; İkinci Dünya Savaşı ilе birliktе Nazi Almanyası’nın 1942’nin sonlarına doğru gеliştirdiği vе Adolf Hitlеr’in intikam silahları adını vеrdiği V-1 vе V-2’lеr ilе tarihtе ortaya çıkmıştır.
V-1’lеr basit bir yönlеndirmеylе 2500-3000 fееt aralığında 500 km’yе yakın hızlarda 1 ton patlayıcı taşıyabilmеktеdir.
BALİSTİK FÜZE MENZİLİ NEDİR?
Kısa mеnzilli balistik füzе: (Short-rangе ballistic missilе SRBM) 150 ilе yaklaşık 1000 km mеnzil aralığı olan sistеmdir.
Orta mеnzilli balistik füzе: (Mеdium-rangе ballistic missilе (MRBM) yaklaşık 1000 ilе 3000 km mеnzil aralığı olan sistеmdir.
Kıtalararası balistik füzе (KABF): (Intеrcontinеntal ballistic missilе ICBM) 5000km vе üzеri mеnzil aralığı olan sistеmdir.
UNESCO kelimesi, İngilizce United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuştur. Dilimizde “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu” biçiminde karşılanmıştır.
UNESCO Birleşmiş Milletler’in bir özel kurumu olarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1946 yılında kurulmuştur. Bu Kurumun Yasası 1945 yılı Kasım ayında Londra’da 44 ülkenin temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda kabul edilmişti. Türkiye, bu Yasayı imzalayan ilk yirmi devlet arasında onuncudur. UNESCO Sözleşmesi, ülkemizde 20 Mayıs 1946 tarihli ve 4895 sayılı kanunla onanmıştır.
UNESCO bütçesi, üye devletlerin iki yılda bir bu Kuruma ödedikleri aidat ile sağlanır. Bu bütçe dışında, Birleşmiş Milletler Özel Fonu’ndan, teknik yardım programından olmak üzere, önemli para kaynakları temin edilir. Bu kaynaklar, iki yıllık UNESCO bütçesi tutarına yakındır.
UNESCO eğitim, bilim ve kültür alanlarındaki amaçlarını, kendisine üye olan her devlette kurulan Milli Komisyonlarla gerçekleştirmeye çalışır.
Merkezi Paris’te bulunan UNESCO (www.unesco.org) nun iç yapısı bakımından üç organı vardır:
Genel Konferans, Yürütme Konseyi, Sekreterlik.
Genel Konferans: Üye devletlerin temsilcilerinden oluşur. 1946-1953 yılları arasında Genel Konferans halinde her yıl toplanmış, 1954 yılından beri de iki yılda bir toplanmaktadır. Bugüne kadar 33 Genel Konferans toplanmıştır. Genel Konferans, Kurum’un en yetkili organıdır. Yürütme Konseyi üyelerini ve Genel Direktörü seçer, UNESCO’nun çalışma programlarını kabul eder, bütçesini belirler.
Yürütme Konseyi: Genel Konferansa katılan ve hükümetlerince aday gösterilen temsilciler arasından dört yıl için seçilen 58 üyeden oluşur. UNESCO Yürütme Konseyine 1946-1949 yılları arasından ülkemiz adına Reşat Nuri GÜNTEKİN; 1949-1951’de Ahmet Kutsi TECER; 1958-1966 yılları arasında Prof. Dr. Bedrettin TUNCEL seçilmişlerdir. Prof. Tuncel, 1964 yılı sonunda UNESCO Yürütme Konseyi Başkan Vekili olmuş, 1966 yılı sonunda UNESCO’nun XX. yıldönümünde, iki yıl için (1966-1968) UNESCO Genel Konferansı Başkanı seçilmiştir. Yürütme Konseyinde ülkemiz Prof. Dr. Erdal İNÖNÜ, Prof. Talat HALMAN ve Prof. Dr. Orhan GÜVENEN tarafından temsil edilmiştir.
Sekreterlik: UNESCO Sekreterliği, Genel Konferansça altı yıl için seçilen bir Genel Direktörün yönetimi altında çalışır. Eğitim, bilim, kültür ve iletişim bölümlerine ayrılmıştır. Sekreterliğin başlıca görevi, iki yıllık UNESCO programlarının uygulanması için gerekli bütün teknik çalışmaları yapmak, tedbirleri almaktır.
İlk Genel Direktör, Julian Huxley (1946-1948, İngiltere) olup kendisini Jaima Torres Bodes (1948-1952, Meksika); John Taylor (1952-1952, A.B.D.); Luther Evans (1953-1958, A.B.D.); Vittorino Veronese (1958-1961, İtalya); Rene Maheu (1962-1974, Fransa); Amadou Mahtar M’Bow (Senegal, 1974 yılında ilk kez ve 1980 yılında ikinci kez seçilmiştir); Federico Mayor (İspanya, 1987 yılında bu göreve getirilmiş ve 1993’te tekrar seçilmiştir); şimdiki Genel Direktör Koichiro Matsuura (Japonya) dır.
UNESCO’ya üye devletlerin sayısı 191’dir.
