Ana Sayfa Etiketler Şunun ile etiketlenen gönderiler "düşük"
0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestEmail
adet sancisina ne iyi gelir

Hormon Bozukluğu Tedavisinde Yeni Tedavi yöntemleri

Önce tam bir hormon testi yapılması gerekir.Gerekirse tükürük testleri yapılması gerekir.En iyi tedavi doğal hormon takviyeleri ile gerçekleşir.

Hormon bozukluğu nedir nasıl tedavi edilir hormon dengesizliği düzensiz adet görme

POLİKİSTİK OVER HASTALIĞI

Polikistik over hastalığı adet düzensizliği, kıllanma, istendiği halde gebe kalamama şeklinde belirtileri olan bir hastalıktır. Bu belirtilerin birkaçı veya tamamı birarada bulunabilmektedir. Hastalığa yumurtalıklarda yer alan çok sayıda kist sebep olmaktadır.Bu durumda da yumurtalıkla normalin 2-5 katı büyür.

Hastalığın ortaya çıkış nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Beyinde yumurtalıkları uyarıcı hormon salgılayan hipotalamus, hipofiz gibi üst merkezlerle yumurtalıkların ilişkisi bozulmuştur. Hipotalamusun salgıladığı hormona hipofiz bezi aşırı yanıt vermekte ve luteinizan hormon salgısı artmaktadır. Bu hormon yumurtalıkları uyararak aşırı erkeklik hormonu salgılamakta ve yumurtalıklarda normal yumurta gelişimi gerçekleşememektedir. Bunun sonucunda bu kadınlarda luteinizan hormon ve erkeklik hormonları testosteron yükselmektedir. Yumurtlamadan sonra salgılanan progesteron hormonu ise yumurtlama gerçekleşmediği için, normal olarak salgılanamamakta ve kanda düşük düzeyde bulunmaktadır. Estrogen hormonu ise normal düzeyde salgılanmaktadır. Ayrıca süt salgılatan hormon prolaktin de polikistik overli hastaların 1/3’ünde yüksek bulunmaktadır.
Polikistik over hastalığı hormonlar arasındaki dengenin bozulduğu ve bunun bir kısırdöngüye dönüştüğü bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştıran bazı etkenler söz konusudur, bunlar genetik eğilim ve şişmanlıktır. Aslında şişmanlığın hastalığın ortaya çıkış nedeni mi, yoksa hastalık sonucunda mı oluştuğu kesin değildir. Ancak polikistik over hastalığı bulunan kadınların yaklaşık yarısının şişman olduğu bir gerçektir. Şişmanlarda yağ dokusunda erkeklik hormonu üretimi daha fazladır ve bu durum hastalığın ilerlemesine katkıda bulunur.

Polikistik overli hastaların büyük çoğunluğunda seyrek adet görme veya hiç adet görememe gibi şikayetler vardır. Hastaların %90’ında erkeklik hormonu artışına bağlı kıllanma ve ciltte yağlanma vardır. Polikistik overli hanımların yaklaşık yarısında kilo fazlalığı söz konusudur.

Polikistik overli bir kadında tedavinin ilk basamağını kilo verme oluşturmalıdır. Gerek diyet gerekse egzersiz yardımı ile kilo verme ile adetler düzene girip, yumurtlama sağlanabilir. Daha önce ilaçlara yanıt vermeyen bir hasta kilo verme sonrası ilaçlara yanıt verir duruma gelebilir.

Çocuk isteği olmayan, adet düzensizliği ve kıllanma yakınması olan bir kişide hem adetleri düzene sokmak, hem de kıllanmaya karşı genellikle doğum kontrol hapları kullanılır. Bu amaçla kullanılacak doğum kontrol haplarının progesteronlarının, erkeklik hormonuna karşı etkilerinin olması tercih edilir. Yine kanama bozukluklarına karşı sadece progesteron içeren ilaçlar da kullanılabilir.

Kıllanmaya karşı ise sıklıkla kullanılan ilaçlar siproteron asetat ve spironolaktondur. Bazen bu iki ilacın birlikte kullanılmasından da iyi sonuçlar alınabilmektedir. Tedaviye en az 6 ay devam edilmesi gereklidir. Tedavi ancak yeni kıl oluşumunu engeller, eski kılların ortadan kalkmasını sağlamaz.Mevcut kılların yok edilmesi için elektroliz, lazer veya epilasyondan yararlanılabilir.

Çocuk isteği olan kadınlarda ise kullanılacak ilaçlar hem düzenli adet görmeyi sağlar, hem de yumurtlama ve gebe kalmayı kolaylaştırır. Bu amaçla tercih edilen ilk grup ilaç klomifen sitrat olup, adetin 3-5. günlerinden itibaren kullanılır. Klomifen ile hastaların %75’inde yumurtlama, %50’sinde ise gebelik elde edilebilmektedir.

Polikistik over hastalığı için kullanılan cerrahi tedavi yöntemi laparoskopidir. Laparoskopi ile her yumurtalığa 10 civarında delik açılarak minik kistler patlatılmaktadır. Bu tedavi ile hormonal kısırdöngünün kırılması ve yumurtlama sağlanabilmektedir. Ancak laparoskopi, ilaçla tedaviye yanıt vermeyen veya aşırı yanıt veren hastalarda kullanılması gereken, son tedavi seçeneği olmalıdır.

Polkistik over hastalığı olanlarda tüp bebek yöntemi ile gebelik elde etme şansı yüksektir.

0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestEmail
diyabet hastaligi nedirdiyabet hakkinda ayrintili bilgi h

Şeker hastalığında hangi testler yapılır?

Şeker hastalarına hangi testler yapılır? Bu çok önemli bir sorudur.

Şeker hastalarının, hastalıklarının takip edebilmeleri için yapılacak olan testleri çok iyi bilmesi gerekir.
İşte, şeker hastalığında yapılan testler ;

Açlık kan şekeri
Açken, insülin hormonu kanda şekeri aşağıya doğru indirir. Fakat, insülin hormonu iyi çalışmadığında kan şekeri, açken yüksek çıkar. 12-14 saat aç kalındıktan sonra sabah saatlerinde ölçümü yapılan kan şekeri en doğru ölçümdür. Şeker hastası olmayanlarda 70-100 mg/dl arasında olan bu değer, 126 mg/dl ve üzerinde ölçülürse şeker hastalığı teşhisi koyulur. Açlık kan şekeri 70 mg/dl çıkarsa şeker düşüklüğü ortaya çıkar.
HbA1c
Bu test, son 3 aylık, 100 günlük kan şekeri yüksekliği hakkında bilgi verir. HbA1c testi, kan şekeriniz 3 ay boyunca yüksek ise, yüksek çıkar. Açlık kan şekeri normal olduğu halde HbA1c testi yüksek çıkarsa tokluk kan şekeri yüksektir. Ayda bir sefer yapılan bu testte, normal olan değer, %4.5, şeker hastalarında %6, %6 üzerindeyse organlarda hasar olduğu düşünülür. Teste göre, diyet ve ilaç ayarlanması yapılır.
Kan yağları ölçümü, total kolesterol, LDL, HDL, Trigliserid
Şeker hastalığında en büyük risk, kalp hastalıklarıdır. Normal olarak total kolesterol, 200 mg/dl altı, trigliserid 150 mg/dl’nin altında olmalıdır. Hdl kolesterol dediğimiz iyi kolesterol, 40-60 mg/dl arasında olmalıdır. LDL dediğimiz kötü kolesterol ise, 70-100 mg/dl altında olmalıdır. Trigliserid, 150 mg/dl altında olmalıdır.
OGTT (Oral glukoz tolerans testi)
Halk arasında şeker yükleme testi olarak bilinir. 10 saat kadar aç kalındıktan sonra, açlık kan şekeri ölçülür ve 300 ml suda erimiş 75 gr. şeker hastaya verilir. Yarım saatte bir 2 saat süre ile kan şekeri ölçülür.  İkinci saatte kan şekeri 200 ve üzeri ise şeker hastası olduğunuza karar verilir. İkinci saatte, kan şekeri 140-199 arasındaysa gizli şeker teşhisi koyulur.
Rastgele kan şekeri ölçümü
Günün herhangi bir saatinde açlık ve tokluğa bakılmadan yapılan kan şekeri ölçümleridir. Bu ölçümde kan şekeri 200 mg/dl üzerindeyse şeker hastası teşhisi koyulur.
İdrarda kan şekeri ölçümü
Kan şekeri 180 mg/dl’nin üzerine çıkınca idrarda şeker olmaya başlar.
C-Peptid ölçümü
İnsülinin ne oranda salınım yaptığını anlamak için yapılan testtir. C-peptid değeri düşükse, insülin salınımın da sorun vardır.
Tokluk 2. Saat kan şekeri ölçümü
Yemek yedikten yaklaşık 2 saat sonra ölçülür. Ölçümde kan şekeri 180 mg/dl’den düşük olmalıdır.Yemekten sonra yüksek çıkan kan şekeri, organ hasarları ve damar sertliğinin başladığını gösterir.

0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestEmail
anakayalar ve toprak ozellikleri

Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Anakayalar oluşum şekline göre 3 gurupta toplanır.

1 –Püskürük (Volkanik, Mağmatik) Anakayalar

2 –Tortul (Sediment)Anakayalar

3 –Metamorfik (Başkalaşım) Anakayalar

Magmatik kayaçlar

Erimiş halde bir silikat hamuru durumunda olan magmanın veya akkorun yer kabuğunun derinliklerinde veya yeryüzünde soğuyarak katılaşması sonucu meydana gelen kayaçlardır. Bunların genel karakterleri ise, kristallerden oluşmuş kütle halinde kayalardır. Magmanın soğuması ve katılaşması derinlerde yavaş yavaş meydana geldiği zaman, tam kristalli plütonik kayaçlar, soğuma ve katılaşma yeryüzünde veya yeryüzüne yakın derinliklerde hızlı veya çabuk oluştuğu takdirde, volkanik ve damar kayaçları meydana gelmektedir.

Plütonik (intrüzif-iç püskürük) kayaçlar

Yükselen magmanın yeryüzüne erişmeden kabuk içinde herhangi bir derinlikte yerleşmesi ve katılaşması ile oluşan kayalara denir. Derin seviyelerde yerleşen ve katılaşan magmatik kütlelere derinlik kayaları da denir.

Bunlar genellikle iyi kristalleşmiş minerallerden oluşmuş kayaçlardır. Mineraller kayaç türüne göre bir veya birkaç çeşit olabilirler.

Plütonik kayalar yer kabuğu içinde farklı biçimlerde bulunur ve buna göre adlandırılırlar. İç kuvvetlerin niteliği, yer kabuğunu oluşturan malzemenin özellikleri, yükselen magmanın akıcılığı, yoğunluğu ve hacmi bir sahadaki plütonik kütlelerin biçimini ve bulunuş tarzını belirleyen başlıca etkenlerdir. Biçimleri ve bulunuş tarzları farklı olan ve bu nedenle ayrı isimlerle adlandırılan başlıca plütonik kütle türleri batolit, lakolit, lapolit, filon(dayk), sill(tabaka filonları) ve volkan tıkaçları(nek)dır. Bunlardan alan ve hacim olarak en büyükleri olan ilk üçü genellikle plüton terimi ile açıklanırlar. Plütonların oluşumuna yol açan magmatik olayların tümüne de plütonizma denir.

Volkanik (Ekstrüzif-dış püskürük) Kayaçlar

Magmanın yeryüzüne çıkarak, orada soğuması sonucunda meydana gelen katılaşım kayalarına ekstrüzif kayalar veya dar anlamda volkanik kayalar denir.

Bunlara yüzey kayaçları da denir; bunlar yarı kristalli, porfirik yapılıdır. Kayaç, çoğu kez gözle görülebilen mineral fenokristalleri ve kristal olmayan, camsı bir hamurdan oluşmaktadır. Örneğin; andezit, riyolit, bazalt vb. gibi.

Granit Anakayalar ve Toprak Özellikleri


Granit, sert, kristal yapılı minerallerden meydana gelen taneli görünüşlü magmatik derinlik kültesi. Plüton içindeki taneler çoğunlukla gözle görülebilir büyüklüktedir. Esas mineralleri feldspatın ortoklas cinsi ile az miktarda plajioklas ve kuvarstır. Ayrıca mika, hornblend, piroksen ve ikinci gruba giren turmalin, apatit, zirkon, grena, manyetit gibi mineraller de bulunabilir.

Granitlerin renkleri, genellikle açık olmakla birlikte, içindeki feldspatların ve diğer minerallerin cins ve miktarına göre gri, pembe,turucu olabilir.

Granitler, yeryüzünde çok yaygın olarak bulunurlar. Çeşitli yer kabuğu modellerinde görünür. Yeryüzünün temelini teşekkül ettirdiği kabul edilmektedir. Doğada dayk, silis ve batolitler halinde bulunabilir.

Yollarda parke ve bordür taşı, yapılarda yapı taşı olarak çok eskiden beri bol miktarda kullanılmaktadır. Aşınmaya, basınca, darbeye karşı dayanıklı, güzel renkli ve iyi cila kabul eder. Atmosfer tesirlerine ve ayrışmaya karşı direnci yüksektir. Günümüzde daha çok parke ve bordür taşı ve bazı büyük yapılarda kaplama taşı olarak kullanılmaktadır.

Granit, yeriçinde 400 santigrat derece civarında bir ısıya sahip olup, soğuması birkaç bin yıl gibi çok uzun bir zamanı kapsar. Bu ısı aynı zamanda jeotermal suların da kaynağıdır. Yeriçine süzülen suların, granitlerin çatlakları arasındaki hareketi, hem granitin yüksek ısısı ile su sıcaklığını arttırır hem de çözünebilir haldeki mineraller suyun bünyesine dahil olur. Jeotermal suların oluşumu bu şekilde gerçekleşir.

Bileşimi ve bulunuşu

Granitlerde kuvars, genellikle hacmen % 20’nin üzerindedir. Derinlik külteleri arasında hacmen % 40’tan fazla kuvars ihtiva eden türe rastlanmaz. Kuvars ve ağır silikatlar bakımından zengin olan kayaçlar gabro sınıfına girer. Esas bileşeni olan feldspat plajioklas ve ortoklas (alkali feldspat) halinde olması mümkündür. Birinin diğerine oranı genellikle ikiden azdır. Granitlerde bulunan ikinci ana mineraller muskovit, biyotit, amfibol, piroksen veya nadiren fayalit (demirli olivin) olarak sıralanabilir. Genellikle bunlardan iki veya üçü bir arada bulunur.Çeşitli sınıflamalarda koyu renkli minerallerin oranı farklı olmakla birlikte hacmen % 20’den fazla koyu renkli mineral ihtiva eden taşlara genellikle granit adı verilmemektedir.

Oluşum teorileri

Başlıca iki zıt görüş vardır;

  • Mağmatik: Granitlerin, ana sıvının veya sıvı kristalin, kristalleşmesi sonucu oluştuğunu kabul eder.
  • Transformist: Granitlerin mağma olmaksızın meydana geldiğini ileri sürer. Granitlerin tortul kültelerin çoğunlukla katı halde metamorfizma sonucu ortaya çıktığı görüşündedir.

Granit Anakayalar Kuvars, Feldispat ve Mika minerallerinin birleşmesi ile oluşmuştur.

Bunlardan meydana gelen topraklar kaba bünyeli, asit karakterli ve genellikle fizyolojik derinliği uygun topraklardır.

A-Cv ve A-B-Cv horizonlu, bazende Litosolik toprakları meydana getirirler. İyi drenajlı, su tutma kapasitesi ve besin içeriği düşük topraklardır.

Andezit Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Andezit Anakayalar Feldispat, Mika, Hornblent, Ojit minerallerinin birleşmesi ile oluşmuştur. Gri,yeşilimsi, kırmızımsı ve esmer renkte görünebilirler.

Bunlardan meydana gelen topraklar ağır bünyeli, nötr özellikli, sığ-orta derinliktedirler.

GenellikleA-C horizonlu topraklardır. Verimli, kötüdrenajlı, su tutma kapasiteleri yüksektir. Andezit toprakları üzerinde irili ufaklı yüzey taşlılığı görülür. C horizonundaki anamateryal genellikle serttir. Toprak derinliğinin uygun olduğu yerlerde ağaçlandırma yapılabilir.

VOLKAN TÜFÜ ve CURUFU

Yanar dağdan fırlayan küllerin havada katılaşarak yeryüzünde yığılıp yapışması ile oluşurlar. Mağmadaki minerallerin özelliklerine göre isimalır. Bunlar Andezit tüfü, Bazalt tüfü, Trakit tüfleridir. Genellikle sığtoprakları verirler, tepkimesi tüfün cinsine göre değişir. Andezit tüfü asidik, bazalt tüfü bazik karakterdedir. Anamateryali oluşturan C horizonu işlendiğinde gevşek bir yapı oluşturur.

Volkan curufları gözenekli su tuma kapasitesi düşük, sığ, A-Cv veya Cv horizonlu toprakları oluşturur.

Bazalt Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Kalsiyumca zengin feldispat, ojit ve olivin minerallerinden oluşur. İçinde kuvars bulunmaz. Siyah renklidir.

Ağır bünyeli, bazik karakterli genellikle sığ (A-C) toprakları verirler. Su tutma kapasiteleri yüksek, kötü drenajlı topraklardır.

Aglomera Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Volkanik kökenlidir. Bunlar volkan bombaları ve lapillilerin gelişigüzel çimentolaşmasından meydana gelen kütlelerdir.

Andezit kökenli Aglomeralar ağır bünyeli, asit karakterli, A-C horizonlu toprakları meydana getirirler, genellikle toprak yüzeyinde bitki örtüsü zayıftır.

Başkalaşmış (Metamorfik) Anakayalar ve Oluşturdukları Toprakların Özellikleri

Tortul veya magmatik diğer kayaçların sıcaklık, basınç, gerilme ve kimyasal aktivitesi olan sıvılar etkisi ile değişmeleri, başkalaşmaları sonucu meydana gelirler. Genelllikle kristallerden oluşmuş, paralel yapılı kayaçlardır. Bunlara kristalin şistler de denir. Metamorfizma: Yer kabuğunun derinliklerinde hüküm süren değişik fiziksel ve kimyasal şartların etkisi ile kayaçlardan katı halde meydana gelen mineral değişikliği veya mineral transformasyonu olayıdır.

Mineraller belirli bir sıcaklık ve basınç altında duraylı durumda bulunurlar. Her mineralin kendine öz bir duraylılık sıcaklığı ve basıncı vardır. Eğer sıcaklık ve basınç değerinde bir artma, bir değişme olursa, mineralde de değişme başlar, mineral aynı kimyasal bileşimde başka bir duraylı minarele dönüşür, böylece bir mineral transformasyonu olur. Metamorfizmanın aslı da budur.

Metamorfizma olayı büyük ve sıcak bir magma kütlesinin çevresinde meydana geldiği zaman kontakt veya termal metamorfizmadan; büyük bir fay veya bindirme düzlemi kenarında oluştuğu takdirde dislokasyon veya kataklastik metamorfizmadan söz edilmektedir; jeosenklinallerde (dalma-batma zonlarında) dağ oluşum hareketleri (orojenez) ile birlikte meydana gelen metamorfizmaya rejiyonal termo- dinamo metamorfizma; dip kısımlarının yavaş yavaş çökmesi ile on binlerce metre kalınlıkta tortuların (sedimentlerin) biriktiği okyanus havzalarında gelişen metamorfizmaya da çökme veya gömülme metamorfizması denilir.

Metamorfik kayaçların başlıca özelliği, bunların birbirine paralel düzlemler boyunca ve kolaylıkla yaprak yaprak veya dilim dilim ayrılmaları, bölünmeleridir.

  • kalker → mermer
  • granit → gnays
  • kömür → elmas
  • kil taşı → şist
  • kum taşı → kuvarsit

Bu üç ana kayaç türü — magmatik, tortul ve başkalaşım — daha birçok alt dala ayrılır. Yine de bu ilintili kayaçlar arasında sert ve sıkı sınırlar yoktur. Bileşenlerinde yer alan minerallerdeki boyutların artıp azalması, bir kayacı başka bir kayaç hâline getirebilmektedir. Bu nedenle, belli özellikler için hazırlanan dereceler için hazırlanan tanımlamalar sayesinde herhangi bir kayaca isimler verilebilmektedir. Birde bazı kayaçlar elmas yapımında kullanılır[5]

Gnays Anakayalar ve Toprak Özellikleri: 


Gnays, magmatik veya tortul kayaçların başkalaşıma uğramasından dolayı meydana gelen metamorfik kayaçtır. Muskovitli gnays, granit-gnays, hornblendli gnays, enjekte gnays gibi türleri mevcuttur. Mika kristalleri, kuars ve feldispat içeren ve tabakalanmış bir görünüm arzeder.

Gnayslar, içerdikleri minerallere, oluşum süreçlerine, kimyasal bileşimlerine ve başkalaşım sürecinden önceki ana kayacın türüne göre ortognayslar ve paragnayslar olarak da ikiye ayrılır. Yüksek metamorfizmaya uğramış kayaçlardır.

Ortognayslar korkayaçların, paragnayslar ise özellikle tortul kayaçların başkalaşıma uğraması sonucu oluşmaktadırlar.


Bileşiminde Kuvars, Feldispat ve Mika vardır. Şistik yapısından dolayı kolay parçalanır. Kaba bünyeli, asit özellikli, su tutma kapasitesi ve besin içeriği zayıf, iyi drenajlı toprakları oluşturur. Genellikle A-C ve A-B-C horizonlu sığ-derin toprakları verirler. Özellikle batı anadolu da, içinde iki mikalı (biyotit ve muskovit) gnayslar mevcuttur.

Gözlü gnays feldispat ve kuvarsla karışık olarak mika pullarıyla örtülmüş yapıda bulunur.

Serpantin (peridotit) Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Peridodit ve Gabro’nun başkalaşması sonucu meydana gelmiştir. Ana maddesi olivin (demir, mağnezyum silikat) olan bu taş yeşil-siyahımsı yeşil renkte, yüzeyi parlaktır. Ağır bünyeli, bazik özellikli, sığ ve taşlı toprakları verir. Su tutma kapasiteleri yüksek, kötü drenajlı fakir topraklar ımeydana getirirler.

Yaşlı serpantinler üzerinde doğal bitki örtüsü bulunmaktadır. Bu topraklarda ağaçlandırma yönünden çok dikkatli olunmalıdır.

Mikaşist Anakayalar ve Toprak Özellikleri


Şist ya da Kiltaşı, orta dereceden bir tür başkalaşım kayacı’dır. (Bazen tortul kayaç olarak da adlandırılabilir. Şist kelimesi Yunanca bir sözcük olan σχίζειν (şizin)’den gelmektedir. Kelimenin anlamı “bölmek”tir. Şist’in anlamının Yunanca “bölmek” olmasının sebebi büyük olasılıkla, şistin alüminyum levhalar halinde kolayca ayrılabilir yapıda olmasından kaynaklanıyordur.

Kayaçlar sıcaklık ve basınç etkisi altında metamorfizmaya uğraması sonucu yapraklanmalı kayaçlara donüşür. Bu yapraklanmalı kayaçlara şist adı verilir. Şist kelimesi sedimanter bir kayaç için kullanılan bir ad değil de metamorfik kayaçların %80’ini ifade eden genel bir isimdir. Şist terimi kayaçların içindeki baskın minerallerle beraber kullanılarak asıl kayacın adını oluşturur. Örneğin mika açısından zengin olan ya da başkalaşarak mika açısından zenginleşmiş şistlere “mikaşist” denir. Bazı şistler ise renklerine göre adlandırılır. Yeşil bir madde olan serpentinit açısından zengin şist, yeşilşist ya da greenşist adını alır.

 

Mika ve kuvars minerallerinden oluşur. İçerisinde feldispat yoktur. İçerisinde siyah mika olursa koyu renkli, beyaz mika olursa açık renkli mikaşistler oluşur.

Orta bünyeli toprakları verirler. Yatay tabakalı mikaşistlerde sığ topraklar dikey ve eğik tabakalı mikaşıstlerde ise derin topraklar oluşur. Su tutma kapasitesi orta-iyi drenajı orta. Besin maddelerince zengin toprakları verirler.

Ağaçlandırma açısından: sert yatay tabakalar ve sığ topraklar sorun yaratır. Dikey ve eğik tabakalı olan mikaşist toprakları ağaçlandırmaya uygundur.

Fillat Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Mikaşıstler gibi Mika ve kuvars minerallerinden oluşur. Bu mineraller gözle seçilemeyecek kadar küçüktür. İnce mika minerallerinin çokluğu nedeni ile yüzeyi ipek ışıldamasını andırır.

Bu taşlar, tortul killerin başkalaşmasından doğmuştur. Bunlar toz ve kil içerikleri açısından zengindir. Fillat toprakları pek az geçirgen olduklarından havalanmalarıda güçtür. Besin maddeleri bakımından orta düzeydedirler. Bu nedenle fillat toprakları ormancılıkta özellikle serbest drenajlı topraklar isteyen ağaç türleri için sorun teşkil eder.

Kumtaşı Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Kumtaşı, kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır. Bir kumun doğal çimentolaşmasından doğan ve kuvars taneleri oranı yüksek olan tortul kayaç; kumtaşı inşaatta, yol ve kaldırımlara taş döşemede, çok ince olanları da bileme taşı olarak kullanılır.

Kalkerli kumtaşı, içinde kireçyaşı taneleri bulunan yeşilimsi bir tür kumtaşı.

Kırmızı kumtaşı, kuru iklim etkisiyle, önce devon dizgesi sırasında (eski kırmızı kumtaşı), sonra perm devrinde (yeni kırmızı kumtaşı) kuzey kıyılarına çökmüş karasal kökenli, gölsel fasiyesli kırmızı çökel.

Kumla kumtaşı, kireçtaşının (kalsit, aragonit) etkisiyle genellikle denize doğru eğimli banklar biçiminde (3 m’ye kadar) çimentolaşmış, kimi kez mercan kökenli olan kumla kumunun ufalanabilen taşlaşması. Kumla kumtaşlarının genellikle tropikal kıyı kumsallarında görülmesi çevrebilimsel (karbonatlı mercan çökelleri) ve kimyasal (buharlaşma gücü) koşullarla açıklanır.

Kumtaşı tortul dizilerde çok sık rastlanan bir kayaçtır, az çok düzenli banklar ya da mercekler biçiminde bulunur. Rengi genellikle açık, griye çalan sarımsı beyazdır, ancak çimentosu, içerdiği demir oksitlerin sarı, kırmızı ya da yeşil rengini almış olabilir. Çimentolaşma derecesi değişkendir ve kullanıldığı alanı da bu derece belirler. Taneleri sıkıca birleşmişse ve hem birbirlerinden hem de çimentodan ayırt edilemiyorsa, bu kumtaşına kuvarsit denir.

Kumtaşları şu ölçütlere göre sınıflanır:

  • Tane boyu (kalın, orta, ince, çok ince kumtaşları)
  • Çimentonun türü (kireçli çimento, dolomili çimento, silisli çimento, lütitli çimento)
  • Özel öğelerin varlığı:
  1. Fosiller ya da fosil kalıntıları: Fosiller çok ve yönlüyse, kabuklu kumtaşı, lümaşelli çimento.
  2. Mikalar: Mikalar yatak halindeyse mikalı kumtaşı ya da psamit.
  3. Feldispat: Feldispatlı ya da arkozlu kumtaşı, feldispat %25’ten çoksa arkoz
  4. Kayaç artıkları: Litik kumtaşı ya da draje kumtaşı
  5. Glokonit: Glokonitli kumtaşı (yeşil)

Kumtaşı oldukça gözeneklidir ve oranı çimentolaşma düzeyine göre değişir. Önenmli su örtüleri oluşturabilir ya da hidrokarbonlar içerebilir. Çözülebildiğinde, yeniden arenitli çökeller oluşur.

Kimi kumtaşları, yerel olarak, belli bir yerbilimsel oluşumun göstergesidir ve bu durumda adı bir katın adının eşanlamlısı olarak kullanılır: Armorik kumtaşı (Fransa’nın batısında silures katı), eski kırmızı kumtaşı (devon katı), yeni kırmızı kumtaşı (perm katı), alacalı kumtaşı (trias), mavi kumtaşı (etampes katı).

Bağlaç maddeleri silis, kalsiyum karbonat, kil, demir hidroksit ve bazı demir sülfatlardır. Tepkimesi bağlaç maddesine göre değişir. Kaba bünyeli toprakları oluşturur. Su tutma kapasitesi zayıf, drenajı iyi, derin toprakları verir. Bu toprakların ayrışma hızı bağlaç maddesine göre değişir. Bağlaç maddesi kireç veya kil ise ayrışma hızlı, silis ise ayrışma güçtür. Genellikle fakir toprakları verir.

Sahada su ve besin elementi sorun olmadığı sürece ormancılık açısından uygundur.

Kuvarsit Anakayalar ve Toprak Özellikleri


Genel olarak kuvars kumu tanelerinin, silisten meydana gelmiş bir çimento ile birbirlerine çok sağlam şekilde bağlanmalarıyla oluşmuş direnci yüksek bir kayaç olup, sedimanter ve metamorfik olmak üzere 2 çeşidi mevcuttur. Kuvarsitin kimyasal bileşimi, kuvars, kumtaşı (kuvarslı gre) ve kuvars kumu gibi SiO2 olup, ancak kuvarsit içerisinde çeşitli miktarlarda feldspat, mika, kil, manyetit, hematit, granat, rutil, kireçtaşı v.b. bulunabilir.

Bileşiminde % 95’den fazla SiO 2 bulunan kuvarsitlere “Ortokuvarsit” denir ve sanayide genellikle bunlar kullanılır. Kuvarsit direnci çok, sağlam ve aşındırıcı kayaç olduğu için istihracı ve öğütülmesi oldukça güç ve pahalıdır. Bu yüzden kuvarsit üretimi, aynı kimyevi bileşimde bulunan kuvars kumu ile kumtaşından (kuvarslı gre), ayrıca daha saf olan kuvarstan sonra tercih edilir. Kuvarsitler SiO 2 içeriği yüksek ve demir içeriği % 0,4’den az olması durumunda cam ve seramik sanayiinde kullnılır. Ayrıca refrakter (silika tuğla), metalürji (demir ve ferrokrom), inşaat (hafif gazbeton yapı elemanları üretimi) sanayiinde de çeşitli amaçlarla kuvarsit kullanılır.

Kuvars taneciklerinin silis’le çimentolaşmasından meydana gelmiştir. Tanelerin küçüklüğü ve basınç etkisiyle iyice sıkıştırılmış olmalarından dolayı kuvarsitler güç ayrışırlar. Bu nedenle kuvarsitlerin bulundukları yerler sivr itepelikler ve sarp kayalıklar halinde görülür. Kuvarsitlerden oluşan topraklar kumca zengin, geçirgen, besin maddelerince fakirdir. Kuvarsit, mikaşist ve amfibolitleri çinde damarlar halinde bulunur.

Sığ toprakları verdiği için ormancılık açısından elverişli değildir

.

Kloritlişist Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Bu taşlarda klorit mineralleri bol miktarda vardır. Koyu yeşil veya yeşilimsi boz renktedirler. Yüzeyine el sürülünce sabuna dokunma hissi verir, gnayslar ve mikaşistlerin arasında bulunur. Sığ ve orta derinlikte ki toprakları verir. Asidik karakterlidir.

Kilşisti Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Killer, özellikle büyük nehirlerin denize ulaştığı yerlerde, göl veya denizlerin diplerinde çamur halinde çökelirler. Bu sırada bir miktar kum, toz ve diğer eriyiklerin karışmasıyla ve buradaki büyük su kütlelerinin basıncıyla katılaşıp tabakalı bir yapı kazanırlar. Bu tabakalardan sert ve kalın olanları ağaçlandırma açısından uygun değil, yumuşak, dikey ve eğik olanları uygundur. Ağır bünyeli toprakları oluşturduğundan su tutma kapasiteleri yüksek, drenajı kötüdür. Bu nedenle bu tür topraklar da havasızlık sorunu yaşanabilir.

Amfibolit Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Hornblende ve feldispat minerallerinden oluşmuştur. İçinde kuvars bulunmaz. Şistik yapıdadır. Yeşil renkten siyahımsı yeşile kadar farklı renklerde bulunur.Güç kırılır.Bazik tepkimelidir.

Konglomera Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Köşeleri yuvarlanmış çakılların silis, kireç ve diğer oksitlerin etkisiyle çimentolaşarak katılaşmasından meydana gelmişlerdir. Parçalanmaları bağlayıcı maddeye göredeğişir. Parçalandıklarında çakıllı, geçirgen, fizyolojik derinliği fazla olan toprakları verir. Su tutma kapasiteleri çok düşüktür. Besin maddelerince fakir toprakları verir.

Su sorunu olmayan sahalarda ağaçlandırma yapılabilir.




Tortul Anakayalar 

 

Üç ana kayaç türünden (tortul kayaçlar,  magmatik kayaçlar, metomorfik kayaçlar ya da Başkalaşım kayaçları) biri olan tortul kayaçlar, yeryüzünde çok görülen kayaçlardır ve Dünya’nın yüzeyinin yaklaşık yüzde 75’ini yer kabuğunun ise yaklaşık yüzde 8’ini kaplarlar. Bunlar genellikle tabakalı olarak bulunurlar ve içerlerinde organizma kalıntıları (fosil) bulundururlar. Sarkıt ve dikitler bu kayaçların oluşturduğu jeolojik yapılara örnek olabilirler. Tortul kayaçların büyük bir kısmı dış etmenler tarafından yeryüzünün aşındırılmasıyla meydana gelen çeşitli büyüklükteki unsurların taşınarak çukur sahalara (göl, deniz ve okyanus tabanları gibi) biriktirilmesi sonucu oluşmuşlardır. Bu olaya genel anlamda tortullaşma denir. Biriken unsurlar önceleri boşluklu gevşek bir yapıya sahiptirler. Fakat zamanla sıkışıp sertleşirler. Bir birikme sahasında, sonradan biriken unsurlar öncekiler üzerinde birikerek ağırlıkları vasıtasıyla basınç yaparlar. Bu basınç sonucu unsurlar, aralarındaki boşlukların küçülmesi ve büyük ölçüde ortadan kalkmasıyla sıkışır ve sertleşirler. Tortul depoların veya kayaçların oluştukları ortamlar yerden yere farklılık gösterirler.

Tortul kayaçlar dört değişik şekilde oluşabilirler:

  • erozyona uğramış diğer kayaçların çökelmeleriyle (bunlara kırıntılı (klastik) tortul kayaçlar da denir),
  • tortuların birikmesi ve sağlamlaşması ile,
  • biyolojik aktivitelerin sonucu oluşan tortulların depolanması ile ve
  • eriyiklerden çökelmesi sonucu ile.

Tortul kayaçların oluşmasında dört önemli süreç vardır. Bunlar erozyon, taşınma, birikme ve sıkışmadır.

Oluşumları

Yeryüzünde yüzeylenmiş magmatik kayaçlar, iklim olayları ve çeşitli dış etkenlerlerle (akarsu, sel suları, rüzgarlar vb.) karşılaştıklarında zamanla parçalanarak çözülürler. Bu şekilde dağılan küçük parçalar yine çeşitli dış etkenlerle taşınarak çukur olan göl ve deniz sahalarında birikir ve buralarda sıkışmaya uğrarlar. Bu şekilde tortullanıp sıkışan küçük parçalar tortul kayaçları oluştururlar.

Sınıflandırılmaları

Kimyasal Tortullar

Kimyasal yoldan çözünmeye uğrayan kayalardan geçen sular bünyelerine çözünmüş hâlde çeşitli klorür, sülfat ve bikorbonatlar taşır. Bu maddeler, özellikle sığ göi ortamında suyun buharlaşması ile çökelir. Bu çökelme sonucunda kimyasal tortul kayalar oluşur. Örneğin, sularda çözünmüş hâlde taşınan bikarbonatlar, suların buharlaştığı ortamlarda traverten ya da kalker tüfü hâlinde birikir. Mağaralarda tavandan sızan kireçli suların buharlaşması ile sarkıt, tabana damladıktan sonra buharlaşması sonucu dikit, yayıldıkları sahalarda buharlaşması ile travertenler oluşur. Aynı şekilde çözünmüş hâlde silis taşıyan suyun buharlaşması ile çakmaktaşı, sileks, japs ve gayzeritler meydana gelir. Sıcak iklim şartlarında kapalı olan havzalarda tuzlu ve alkali maddelerin birikmesi sonucu çoğunlukla kimyasal tortul kayalar oluşur. Böyle havzalarda buharlaşma ile birlikte önce jips, daha sonra anhidrit ve kaya tuzu teşekkül eder.

Deniz ve okyanus havzalarında yüzer hâlde bulunan kireçlerin, suda çözünmüş hâlde bulunan kireçle birlikte çökelmesi sonucu çeşitli karbonatlı yani kireçli çökeller (çamurlar) hasıl olur. Ancak, çökelme esnasında ortamda bulunan magnezyum, silis, demir gibi maddeler de çamurlara karışır. Dağ oluşumu (orojenez) sırasında bu çökellerin sıkışması ve taşlaşması ile bilhassa dağ kuşaklarında görülen binlerce metre kalınlığında kireçtaşı, dolomit ve dolomitik kireçtaşı, silisli kaya grupları bulunur. Ayrıca bu oluşum esnasında bunların içerisinde bulunan organik kalıntılar da taşlaşır.

Fiziksel Tortullar

Kayaçların parçalanması ile oluşan kırıntılı malzemelerin oluşturduğu kayaçlardır. Başlıcaları:konglomera,kum taşı ve kil taşıdır.

Organik Tortullar

Bitki ya da hayvan kalıntılarının belli ortamlarda birikmesi ve zamanla taşlaşması sonucu oluşur. Organik tortul taşların en tanınmış örnekleri mercan kalkeri, tebeşir ve kömürdür.

Mercan Kalkeri

Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir.

Tebeşir

Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf, yumuşak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için suyu kolay geçirir.

Kömür

Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü, C miktarı % 94 ise antrasit adını alır.

Bazı Kireçli Tortul Anakayalar ve Toprak Özellikleri

Kireçtaşı (Kalker)

Kalsiyum karbonat tuzundan oluşan tortul bir kayaçtır. Kireç taşının diğer adı kalkerdir. Yapısında en az % 90 CaCO3 (kalsiyum karbonat) bulunduran kayaçlara kalker denir. Kalker, çimento yapımında kullanılır. Kalsiyum karbonatlı kalsit ve aragonit ile magnezyum karbonatlı dolomit kireç taşını oluşturan başlıca minerallerdir.

Kalsit veya aragonitten oluşmuş tortul taştır. Genel olarak kireç taşı toprakları kilce zengin, sığ-orta derin, iskeletçe zengindir. Bu nedenle geçirgen topraklardır. Kirece karşı hassasiyet göstermeyen kızılçam, meşe, sedir gibi türler doğal olarak yetişir. Ülkemizde en yaygın ana kayadır. Kalkerli sahalarda yüzeysel taşlılık fazla olup, topraklar gözler ve çatlaklar içindedir.

Marn


Kil ve kalsiyum karbonattan, değişik oranlarda tabii olarak meydana gelmiş karışımdır. Kalsiyum karbonat, kile göre daha fazla ise buna kalker denir. Genel olarak sığ göllerde, bataklıklarda bulunur. Kalsiyum karbonat, muhtevasından dolayı Portland çimentosu imalatında ve asidik toprağı nötrleştirmek için zırai gayeyle, toprak ıslahında kullanılır.

Kalker ve kilden oluşmuş bir taştır. Kil oranı fazla ise killi marn, kalsiyum karbonat miktarı fazla ise kalkerli marn adını alır. Tepkimeleri baziktir. Ağır bünyeli, sığ toprakları verir. Kil oranı arttıkça besleme gücü artar. pH arttıkça beslenme sorunları çıkabilir.

Kalker Tüfleri

Kireçli sıcak suların yeryüzüne çıkınca hızla soğumaları sonucunda suda erimiş kireç çökelir ve kalker tüfü oluşur. Buharlaşma ve çökelme sırasında CO2 açığa çıktığı için gözenekli bir yapı oluşur.

Traverten

Bbasınç altında, bünyesinde erimiş karbon dioksit bulunan yeraltı suları, geçtikleri bölgelerdeki kalsiyum karbonatı (CaCO3) eriterek taşır. Suyun aniden açığa, basınçsız ortama çıkması ve karbondioksitin uçması ile, suda erimiş bulunan kalsiyum karbonat çok ince katmanlar halinde kayaların üzerine çöker. Bu birikim zamanla yastık gibi yumuşak hatları olan travertenleri oluşturur.

Traverten aynı zamanda mermerle birlikte kullanılan bir yapı malzemesidir. Türkiye’nin Denizli, Bucak-Burdur, Mut-Mersin, Sivas gibi birçok bölgesinde traverten ocakları işletilmektedir. Üretilen malzeme blok, moloz olarak veya fabrikalarda işlenerek ebatlı honlu – cilalı traverten gibi mamüller halinde iç piyasada kullanılmakta veya büyük oranda yurtdışına ihraç edilmektedir.

 

Travertenler gevşek yapılı, gevrek, çabuk dağılan, gözenekli ve boşluklu yapıdadırlar. Travertenler balçık ve killi balçık bünyeli toprakları verirler. Tepkimeleri baziktir.

Dolomit

Dolomit: kalsiyum ve magnezyumlu karbonat birleşiminde bir mineral.

Kırılgan bir mineral olup özgül ağırlığı 2.8g/cm³ ve sertliği 3.5-4 arasındadır. Isıtıldığında köpürerek çözündüğü için kalsitten ayrılır.

Kimyasal bileşimi: CaMg(CO3)2
Kristal sistemi  : Hegzagonal
Sertlik  : 3.5-4
Özgül ağırlık  : 2.86

Dolomit hem bir minerali CaMg(CO3)2 hem de bu minerali ana bileşen olarak içeren kayacı tanımlada kullanılan bir sözcüktür.

Dolomit minerallerinin oluşturduğu kayaçlara Dolotaşı adı da verilmektedir. Bu kayaçların oluşumu dolomitlerin doğrudan kimyasal bir çökelme ile değil kireçtaşlarının magnezyum bakımından zengin suların etkisi altında oluştuğu bilinmektedir. Aşırı buharlaşmanın olduğu denizden bir yükselti ile ayrılmış yarı kapalı ortamlarda suyun Magnezyum bakımından giderek zenginleşmesi, tabana çökmüş kalsitten ibaret çamurun bu yoğun çözeltilerle etkileşmeye girerek dolomitleşmesi mümkün olabilir.

Dolomit, basta demir-çelik sanayi olmak üzere cam, seramik, boya, gübre, tugla, çimento ve insaat sanayilerinde, tarimda toprak islahi gibi çok genis bir alanda kullanilmaktadir.

Dünya’da ve Türkiye’de oldukça genis bir yayilima sahip olup rezerrv problemi olmayan bir mineraldir.

120 milyon ton civarinda olan dünya üretiminin yariya yakini ABD’de gerçeklestirilmektedir. ABD’nin disinda Ingiltere, Avusturya, Belçika, Japonya, Polonya, Ispanya, Kanada, Brezilya, Almanya ve Avustralya yilda 1 milyon tonun üzerinde dolomit üreten ülkelerdir.

CaCO3 ve MgCO3 tan ibarettir. Serttir ve güç ayrışır. Çatlaklı sığ toprakları verir. Kilce zengindir, ağır bünyeli toprakları verir. Su tutma kapasitesi yüksek geçirgenliği düşüktür. Bu tür sahalarda üzerindeki doğal bitki örtüsü korunmalıdır.

0 yorumlar
0 FacebookTwitterPinterestEmail
Daha Yeni Yazılar
Eski Yazılar