2017 Muharrem Ayı Ne Zaman?

1 Muharrem 1439 21 Eylül 2017 Perşembe – Hicri Yılbaşı

10 Muharrem 1439 30 Eylül 2017 Cumartesi – Aşure Günü

Muharrem ayı dinimize göre önemlidir. Muharrem ayının başlangıcı sonrasında ki 10’uncu günse aşure günü olarak bilinir. Hicri takvime bağlı olarak gerçekleştiği içinde bizim şu an kullandığımız takvime göre sürekli değişiyor.

2017 Muharrem ayı başlangıcı 21 Eylül 2017 olmakta. Perşembe gününe denk gelen bu zamanla başlayan zaman 20 Ekim 2017 Cuma günü sona eriyor. Başlangıçtan sonraki 10’uncu güne denk gelen 30 Eylül 2017 zaman diliminde ise aşure günü gerçekleşiyor.

2017 Hicri Aylar
5. Ay : Cemâziyelevvel 1438 Cemâziyelevvel ayı 29 Ocak 2017 Pazar
6. Ay : Cemâziyelâhir 1438 Cemâziyelâhir ayı 28 Şubat 2017 Salı
7. Ay : Recep 1438 Recep ayı 29 Mart 2017 Çarşamba
8. Ay : Şaban 1438 Şaban ayı 27 Nisan 2017 Perşembe
9. Ay : Ramazan 1438 Ramazan ayı 27 Mayıs 2017 Cumartesi
10. Ay : Şevval 1438 Şevval ayı 25 Haziran 2017 Pazar
11. Ay : Zilkâde 1438 Zilkâde ayı 24 Temmuz 2017 Pazartesi
12. Ay : Zilhicce 1438 Zilhicce ayı 23 Ağustos 2017 Çarşamba
1. Ay : Muharrem 1439 Muharrem ayı 21 Eylül 2017 Perşembe
2. Ay : Safer 1439 Safer ayı 21 Ekim 2017 Cumartesi
3. Ay : Rebîulevvel 1439 Rebîulevvel ayı 20 Kasım 2017 Pazartesi
4. Ay : Rebîulâhir 1439 Rebîulâhir ayı 19 Aralık 2017 Salı


Hicri aylar 29 ya da 30 ceker. Yeryuzunde herhangi bir noktada hilal goruldugu an yeni bir ay baslar. Toplam 12 aydir. Bir yilda 354 gun vardir.
HİCRİ takvimde 1437 yılı, bu gece yarısı sona erecek, 1438 yılı 1 Muharrem ile başlayacak. Aynı zamanda Türkiye’deki Alevi inancındakiler de yine Pazar gününden itibaren Muharrem ayı matemi orucuna başlayacak. Caferiler de 2 ay sürecek yasa başlayacak. İstanbul’daki camilerde okunan son Cuma hutbesinde 2 Ekim’de Hicri Takvim’in başlangıcı kabul edilen 1 Muharrem’de Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret ettiği bu günün büyük önem taşıdığı vurgulandı. İslam alemi için büyük önem taşıyan aylardan biri olan Muharrem ile birlikte Türkiye’deki Caferiler 2 ay boyunca evlenme, sünnet ve düğün gibi eğlencelere katılmazken, süs ve nefse hitap eden davranışlardan uzak duruyor. Caferiler, Muharrem ayında siyah kıyafetler giyerken, özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde Caferiler’in yoğun olduğu camilerde 2 ay süren yas törenleri yapıldığı ifade edildi. Küçükçekmece’de Caferiler’in yoğun olduğu Zeynebiye Mahallesi’nde bazı sokaklara yası simgeleyen siyah bezler asıldı.

ALEVİLER’İN YAS ORUCU
Türkiye’deki Aleviler de Kerbela’da günlerce susuz bırakılan Hz. İmam Hüseyin ve yanındaki ehlibeyt imamlarının başları kesilerek şehit edilişi nedeniyle yarından itibaren yas orucuna da başlayacak. Küçükçekmece’deki Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, tuttukları 12 günlük orucun semavi dinlerde farklı bir içeriği bulunduğunu, bu süre sonunda getirilen aralarında kuru üzüm, nohut, pirinç gibi 12 çeşitten hazırlanan aşurenin on binlerce kişi tarafından paylaşıldığını söyledi. Fırat, Alevi inancındakilerin tuttuğu Muharrem orucu ile ilgili şu bilgileri verdi;

BIÇAK KULLANILMIYOR, SU İÇİLMİYOR
“Bizim Muharrem orucumuzun ana temasında sahur yok. Saat 12.00’den sonra kesinlikle su içilmez. Sıvı şeyler içilir. Hayvansal maddeler; özellikle et kesinlikle tüketilmez. Yumurta yenilmez. Hiçbir şey canlı özellikle elma dahil bıçakla kesilmez. Çünkü bıçak çok şeytani mahiyette kullanılmış insanları katledilmiş. Ama gelin görün ki 1400 sene önce de Şah Hüseyin’in başını kesen mantık, zihniyet günümüzde de Ortadoğu’da ‘Allah-u Ekber’ nidaları altında insanların başını kesiyor. Şu anda sadece bir zihniyet değişikliği var. Onun için ibadetlerimizin ana teması içerisinde herhangi bir kesici aleti kesinlikle kullanmayız. Tamamen sıvısal maddelerden oluşan sıvı şeyleri tüketiriz 12 gün boyunca. Ama su içmeyiz.”

Fırat, bu Muharrem ayında birlik beraberliğe çok ihtiyaç duyduklarını, insanların ötekileştirilmemesini, herkesi sınıflara ayırmaktan vazgeçilmesini dilediklerini belirtirken, “Her geçen gün Aleviler daha fazla Alevileşiyor, Sünniler daha Sünnileşiyor, Kürtler daha Kürtleşiyor, Türkler daha Türkleşiyor. Hepimiz bir geminin içerisindeyiz. Bu ülke hepimize yeter. Birlik içerisinde gönül kapılarımızı birbirimize açalım. Gelin hep beraber böyle insani eksende birbirimizin farklılıklarını zenginliğimiz olarak görelim bir olalım iri olalım diri olalım diyorum” dedi.

Rivayetlerden anlaşıldığına göre, haram aylarla ilgili hükümler Hz. İbrahim zamanında konulmuş olup hac ibadetiyle ilişkilidir. Haram aylar zilkade, zilhicce, muharrem ve recep aylarıdır. Recep ayı dışındakiler birbiri ardınca gelir. Hac günlerini de içeren bu üç ay geçmişte hac mevsimi olarak değerlendirilmiştir. Bu açıdan bakıldığında, muharrem ayı -bir bakıma- hac mevsiminin son ayıdır. Bu aylarda savaşmanın yasak oluşu da büyük ölçüde hac ibadetinin huzur ve güven içinde eda edilmesini sağlamak içindir. Haram aylarla ilgili ayetlerde hac ibadetine de değinilmiş, konuyla ilgili hükümlerin insanların iyiliği için konulduğu vurgulanmıştır. (DHA)

MUHARREM AYININ ÖNEMİ

Muharrem, hicri yılın da ilk ayıdır. Savaşmanın yasak olduğu haram aylardan biridir. Allah Teala haram aylara saygı gösterilmesini istemiş (Maide, 2.) ve bu aylarda savaşmanın büyük günah olduğunu bildirmiştir. (Bakara, 217.)

“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. (…)” (Bakara, 217.)

“Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâbe’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. (…)” (Maide, 2.)

“Allah, Kâbe’yi, o saygıya layık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı. (…)” (Maide, 97.)

Peygamber Efendimiz, muharrem ayını “Allah’ın ayı” olarak nitelendirmiş ve ramazan orucundan sonra en faziletli orucun muharrem ayında tutulan oruç olduğunu bildirmiştir. (Müslim, “Sıyam”, 202-203.)

Muharrem ayı, içerisinde müstesna günlerden biri olan aşure gününü de barındırır. Aşure, muharrem ayının onuncu günüdür. İsmini Arapça on manasına gelen “aşera” kelimesinden almıştır. Dilimizde, bugün pişirilip dağıtılan tatlıya ad olarak “aşure” şeklinde telaffuzu yaygındır. Tarihte bugün, insanlık ve İslam tarihi açısından önem taşıyan bazı olaylar meydana gelmiştir. Rivayetlere göre Hz. İbrahim aşure günü dünyaya gelmiş, Hz. Musa ve kavmi Firavun’un zulmünden bugünde kurtulmuş, Hz. Nuh’un gemisi Cûdi dağına aşure günü oturmuştur… Bu özellikleri bakımından aşure bir sevinç, mutluluk ve kutlama günüdür. Nitekim Hz. Aişe’den nakledilen bir rivayette, cahiliye döneminde Kureyşlilerin aşure gününü kutladıklarından; Kâbe’nin örtüsünü değiştirip oruç tuttuklarından bahsedilmektedir. (Müsned, VI, 244.)

Muharrem ayı ve aşure günü, ehlikitap olan Hristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılmıştır. Nitekim Peygamberimiz Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin aşure orucu tuttuklarını görmüş, kendilerine bu orucu niçin tuttuklarını sormuş. Onlar, “bugün hayırlı bir gündür, bugünde Allah İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardı. Musa (a.s.) bugünde oruç tuttu” cevabını vermişlerdir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, “biz Musa’ya sizden daha evla ve layığız” demiş, aşure orucunu tutmuş ve ashabına da tutmalarını emretmiştir. (İbn Mace, “Sıyam”, 41.)

Bi’setten önce birkaç kere aşure orucu tutan Hz. Peygamber, hicretten sonra da birkaç kere aşure orucu tutmuş, diğer Müslümanların da tutmasını istemiştir. (Buhari, “Savm”, 69.) Ramazan orucu farz kılınınca aşure orucu bir yükümlülük olmaktan çıkarılmakla birlikte tutulması tavsiye edilmiş ve sünnet kabul edilerek tutula gelmiştir.

Hz. Peygamber sadece aşure gününde değil bir önceki ve bir sonraki günlerde de oruç tutulmasını öğütlemiştir. (Buhari, “Savm”, 69.) İslam âlimleri de, bugünü oruçlu geçiren Yahudilere benzememek için, aşure orucunun önceki veya sonraki günle birlikte tutulmasının uygun olacağını bildirmiştir.

Bu mübarek günde, acısı Müslümanların gönlünden hiçbir zaman çıkmayan müessif bir olay da yaşanmıştır: Kerbela…

Cinayet ve zulüm her zaman kötüdür. Ancak kutsal bir günde işlenmişse acısı kat kat artar… Hele Hz. Peygamber’in “ehlibeytine” karşı yapılmış ve insanlık tarihinde eşine az rastlanan türden ise…

Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin ve birçok aile ferdi 10 Muharrem 61 (10 Ekim 680) tarihinde Kerbela’da hunharca şehit edilmiştir. Bu acıyı paylaşmak üzere Arap, Fars ve Türk edebiyatında pek çok manzum ve mensur eser kaleme alınmıştır.

Kerbela, eskiden hacılarımızın da uğrak yerlerinden birisiydi. Hacılarımız önce buraya uğrar, Âl-i abâ sevgisini tazeler; sonra Harem-i Şerif’e giderlerdi. Günümüzde ise Kerbela bir başka kederle mahzun. İnşallah tekrar Müslümanların uğradığı, ehlibeyti ziyaret edip acısını paylaştığı günlere kavuşur.

Bu mübarek ay vesilesiyle kutsal zaman ve mekânlara saygımızı tazelemeliyiz. Muharrem ayı ve aşure gününde meydana gelen hayırlı hadiseler hatırına Yüce Rabbimize kulluk ve şükrümüzü arttırmalıyız. Kerbela’da meydana gelen zulmü de hatırdan çıkarmamalıyız ki bir daha hiç kimse böyle bir zulüm yapmaya cesaret edemesin.

Zalimlerin ve zulmün içimizi kin ve nefretle doldurmasına ve kirletmesine de izin vermeyelim. Zalimin zulmü varsa mazlumun da “Âh”ı var. İçimizdeki Allah (c.c.), Peygamber (s.a.s.) ve ehlibeyt sevgisi, nefret, kin ve zulmü yok etmeye kadirdir.

Hak gelince batıl yok olmaya mahkûmdur.

Yazar: hiynet

Bir Cevap Yazın